Gerçekle efsane arasında kalmış tarihi hikaye

Gerçekle efsane arasında kalmış tarihi hikaye

Gerçekle efsane arasında kalmış tarihi hikaye Bazı tarihi hikayeler vardır günümüze kadar gerçek mi efsane mi olduğu tartışılmaktadır. Mimar Sinan rü

Tuzlu kahvenin hikayesi
Karamsarlıktan kurtulacağınız bir hikaye
2. Abdülhamid Han dönemi hikayeleri

Gerçekle efsane arasında kalmış tarihi hikaye

Bazı tarihi hikayeler vardır günümüze kadar gerçek mi efsane mi olduğu tartışılmaktadır. Mimar Sinan rüştünü tartışmak mesleki sorgulamasını yapmak ne bizim ne de bir başkasının haddine değil. Zira rüştünü dünya çapında ispat etmiş bir mimar. Hayatının her anını dolu dolu geçirmiş yaşadığı coğrafyada tarihi ve kültürel birçok miras bırakmıştır. Geçtiğimiz günlerde bir sözlükte denk geldiğim entry sonrası yazma ihtiyacı hissettim yaşanmış hikaye hakkında. Öncelikle hikayeyi okuyalım:

Bir Mimar Sinan şaheseri olan Şehzadebaşı Camii’nin 1990 yılında restorasyonu gerçekleştiren firma yetkililerinden mimar, inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı şöyle dile getirmişlerdir. [Restorasyon çalışmasında yapılan çalışmaların anlatıldığı resmi belge buradadır.]

Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu.Biz teorik olarak kemerlerin nasıl inşa edildiğini öğrenmiştik, fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda restorasyon ekibiyle birlikte hep birlikte istişare yaptık.

Sonuç olarak kemeri alttan saran bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.

Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Kağıtta yazanı okuyabilecek bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektuptu ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu:

“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”

Koca Sinan mektubuna böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.Bu mektup bir mimarın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir.

Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi ve donanımından gelmektedir. Şüphesiz böylesine yetenekli mimarlar nadir yetişiyor. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk  duygusudur. Sözlükteki reddiyeler şunlar:

restorasyon işini inşaat mühendisi yapmaz. hele hele ustalar toplantı yapıp da karar vermez. restorasyon öncesi rölöve ve restitüsyonlar yapılır. restitüsyon sonrası, eğer restorasyon için bir detay verilecekse bunu inşaat mühendisi değil koruma ve restorasyon yüksek lisans eğitimi almış bir mimar karar verir gerekirse inşaat mühendisine danışır.

Olayın hikayeleştirilmeden anlatıldığı restorasyon çalışmaları belgelerinde restorasyonu tek başına inşaat mühendisi yapmış demiyor. İnşaat mühendisi de ekipte var diyor. Danışmanlık yapmış olabilir. Restorasyon öncesi rölüve ve restitüsyon yapılıp yapılmadığı anlamak için resmi belgeye yukarıdan bakılabilir. Bir diğer reddiye:

söylendiğine göre 1990’lı yıllarda yapılan restorasyon çalışmaları http://www.vakifinsaat.com.tr/index.html şıradan girilebnilen vakıflar’a bağlı bir anonim şirket olan vakıf inşaat tarafından 1992-1994 yılları arasında yapılmıştır. yani 400 sene değil 450 senedir. 400’de 8’de biri kadar biz zaman kayması oldukça manidardır. mimar sinan 400 demişti ama.

Mektubun aslında ne geçiyor bilmiyoruz. Hikayeleştirilerek anlatıldığı için tam metni görmek gerek. Mimar Sinan’ın tam yüzyıl verip vermediğini mektubun Osmanlıca orjinal metnini incelemeden bilemeyiz. Yine başka bir reddiyede:

restorasyon notlarında bir duvarın ve tabii ki bir kemerin kilit taşının söküldüğü gibi bir rapor yoktur. restitüsyon aşamasında ise sökülmesi gibi bir istek bulunmamıştır. restorasyon sırasında dış duvarlar ve kapılara müdahil olunmamış, bahçe tanzimi yapılmıştır.

Restorasyon raporunda duvarlarda yer alan aşınmalar nedeniyle yapılan işlemler anlatılıyor. Kemerle ilgili bahis var. Lakin kilit taşıyla ilgili malumatı bende görmedim. Yalnız kubbe duvarları, mihrap duvarı, cami içi duvarları restorasyonlarıyla ilgili malumat resimli olarak verilmiştir. Bir başka reddiye:

400 sene dayanacak kağıt ve tabii mürekkep meselesi ilginçtir. mimar sinan 400 sene yaşamış mıdır? ya da 400 sene dayanan bir teknolojiyi nasıl test etmiştir. beni derinden etkiyene satır ise “büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz” haydaaa. “yapı tekniği” tamlaması. bak sen? kemeri neden bilmeyelim ki? mostar köprüsü’nün taş kilit sistemi ve paslanmaması için dökülen kurşun detayı çok hoştur. hayran olunasıdır ama gelin görün ki üretlilememiş değildir. kemer sisteminde de büyük bir zorluk yoktur.

Bilimsel olarak bir şeyin dayanıklılık süresini bilmek için illaki ömrünüz boyunca kaç yıl dayanacak diye test etmeniz mi gerekiyor? Bir çok bilim adamı kendilerinden önce yapılan araştırma sonuçlarını baz alarak süre veriyor. Mimar Sinan yaşadığı 15. ve 16. yüzyıla kadar yaklaşık 1000 yıllık türk-islâm mimarisi mirasını çok iyi tetkik etmiş doğal olarak kullandığı malzemenin takribi olarak kaç yıl dayanabileceğini tahmin etmiştir. Lakin bunu illaki 400 yıl diyip demediğini metnin Osmanlıca aslını görmediğimiz için net bir şey söyleyemiyoruz. Gelelim son reddiyeye:

mimar sinan eseri sök taş değiştir sonra yeniden tak yapılacak bir eser değildir. eğer kemerin durumu çok kötü ise sadece bir bölümü yenilenir. yıkılmışsa öyle bırakılır. örneğin yedikule surları. tamamen yenilenemez miydi? amaç suru oraya yeniden yapmak değil korumak.böyle bir belge olsaydı, sakal-ı şerif ya da hırka-i şerifin bile fotoğrafları var da bunun neden yok? denmez mi? gelelim son saçmalığa. efendim “şehzadebaşı camisi” yok. söylenmek istenden “şehzade mehmet camisi”, şehzadebaşı ise semtin adı. yok benim bilmediğim mimar sinan eseri şehzadebaşı camisi varsa bilemem tabii.

Restorasyon belgelerinde tamamen sökü yenisini takma ibaresine rastlamadım. Aynen reddiyede yer alan çalışmaların yapıldığını okudum. Mektubun aslının olup olmadığıyla ilgili reddiyeye katılıyorum. Eğer varsa mutlaka şeffaf olarak yayınlanmalı. Bu caminin adı aynen sözlükteki reddiyede yer aldığı gibi “Şehzade Mehmet Camisi”dir. Şehzadebaşı semtinde dolayı halk arasında bu isimlede anıldığı yazıyor wikipedia ve diğer kaynaklarda.

Reddiyelerin haklı olduğu noktalar var. Hikaye ile ilgili tenkit yapılınca bu yönleri terkip edilir. Benim üzüldüğüm nokta dünya çapında yetiştirdiğimiz bir mimarın yaptığı işin vermek istediği mesajın hafife alınması. Şehzade Mehmet Cami Mimar Sinan’ın “çıraklık eserimdir” dediği camidir. Bu nedenle haklı olarak kaynakları olmayan bir hikayeye reddiye yazabilir, eleştirebilir. Ancak benim düşüncem Mimar Sinan gibi bir şahsiyetin mirasıyla ilgili eleştiri yaparken sorgulama ve yapılabilirliğini düşünmekte gerekir vesselam. Eklemek istediğiniz bir şey olursa yorumda belirtirseniz yazıyı da güncelleriz.

 

 

 

Yorumlar

WORDPRESS: 0
DISQUS: