İbret veren hikayeler

İbret veren hikayeler

İbret veren hikayeler Hikaye dinlemeyi, okumayı seviyoruz. Kısa ve öz olması, kıssadan hisse çıkarmamız, hikayelerin öğüt vermesi, nasihat etmesi sev

Nankörlüğün bu kadarı da olmaz dedirten hikaye
İbretlik bir ölüm hikayesi
Hayatınızı değiştirebilecek bir uzakdoğu hikayesi

İbret veren hikayeler

Hikaye dinlemeyi, okumayı seviyoruz. Kısa ve öz olması, kıssadan hisse çıkarmamız, hikayelerin öğüt vermesi, nasihat etmesi sevmemizin başlıca nedenlerinden. Yaşadığımız iyi-kötü tecrübe, içinden bulunduğumuz ortamdan uzaklaşma istediği de ders veren hikayeleri okuma nedenlerimizdendir.

Özellikle sağlam kaynaklardan yazılan dini hikayeleri okumak bir başkadır. İnsanı hem düşündürür hemde silkelenip kendine gelmesine vesile olur. Şimdi iki güzel dini hadiseyle sizleri başbaşa bırakıyoruz.

Hz. Musa’nın cennetteki komşusu kim?

Musa Aleyhisselam bir gün: “Ya Rabbi, Cennet’te benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim.” dedi. Musa Aleyhisselam’a şöyle vahiy edildi: “Falan beldeye git! Orada çarşının başında bir kasap dükkanı var. O dükkanın sahibi olan kasabı gör! O veli bir kulumdur. Yalnız bilesin ki, onun çok önemli bir işi vardır. Çağırırsan gelmez. İşte o senin cennetteki komşundur. Musa Aleyhisselam hemen bildirilen yere gitti.

Kasabı buldu ve ona: “Ben sana misafir geldim.” dedi. Kasap, Musa Aleyhisselam’ı tanımıyordu. Ona ‘Hoş geldin’ deyip bir kenara oturttu. Dükkandaki işi bitince de alıp evine götürdü. Evinin baş köşesine oturtup çok ikramda bulundu. Musa Aleyhisselam, ev sahibini dikkatle takip ediyordu. Ev sahibi kasabın ocakta çömlek içinde et pişirdiğini gördü. Et pişince çömlekteki eti küçük küçük parçalara ayırdı. Bunları bir tabağa koyup bir kenara bıraktı. Sonra bir et parçası daha çıkartıp, onu da misafiri Musa Aleyhisselam’a ikram ederek dedi ki: “Benim önemli bir işim var. Sen beni bekleme yemeğini ye!” Sonra da yanından ayrıldı. “Önemli bir işim var.” deyince, Musa Aleyhisselam, ‘önemli işi nedir’ diye merak etti ve gizlice kasabı takip etti. Kasap, Musa Aleyhisselam’ın yanından ayrıldıktan sonra, yandaki odaya geçti.

Annelere saygı ve hürmetle ilgili ibretlik hikaye

Duvarda asılı duran büyük bir zembili indirdi. Zembilde çok ihtiyar, mecalsiz bir kadın vardı. Kadına küçük küçük parçaladığı etleri yedirdi. Karnını güzelce doyurduktan sonra, altındaki kirlenmiş bezleri aldı, yerine temizlerini koydu. Sonra kirli bezleri yıkayıp astıktan sonra ellerini yıkayıp Musa Aleyhisselam’ın yanına geldi. Daha yemeğe başlamadığını gören kasap sordu. “Niçin yemeğe başlamadınız?” Musa Aleyhisselam, “Sen bana zembildeki sırrı söylemedikçe bir lokma bile yemem.” dedi. “Mademki merak ettin anlatayım: Ey misafir, bu zembildeki benim yaşlı annemdir. Çok yaşlı olduğu için takatten düştü. Evde bakacak başka kimsem de yok. Evleneceğim; fakat hanımım annemi incitir, onu üzer diye evlenemiyorum. İşe gittiğimde herhangi bir hayvanın kendisine zarar vermemesi için onu gördüğün gibi bir zembile koydum. Her gün gelip iki öğün yemek yediriyorum. Diğer hizmetlerini de görüp gönül rahatlığıyla işime gidiyorum.”

Bunun üzerine Musa Aleyhisselam dedi ki: “Ancak anlamadığım bir şey daha var. Sen annene yemek yedirip su içirdikten sonra, dudaklarını kıpırdatıp bir şeyler söyledi, sen de AMİN dedin. Annen ne söyledi ki amin dedin?” “Annem, her hizmet edişimde ‘Allah seni Cennet’te Musa Aleyhisselam’a komşu eylesin’ diye dua eder. Ben, hiç ihtimal vermediğim halde, bu güzel duaya ‘amin’ derim. Ben kimim ki, o büyük peygamberle komşuluk edebileyim. Onunla komşuluk edebilecek ne amelim var ki?” O zamana kadar kim olduğunu saklayan Musa Aleyhisselam, buyurdu ki: “Ey Allah’ın sevgili kulu, ben Musa’yım. Beni sana Allah–u Tealâ gönderdi. Annenin rızasını kazandığın için Cennet–i Â’lâ’yı ve orada bana komşu olmayı kazandın.” Kasap hemen kalkıp Musa Aleyhisselam’ın elini öptü ve sevinç içinde yemeğini yedi. Allah–u Tealâ sizleri ANNE şefkatinden mahrum etmesin ve ANNE bedduasından uzak kılsın.

Rızık ile ilgili ibret veren hikaye

İbrahim b. Edhem (k.s.) ile Şakik-i Belhî (k.s.) Mekke’de karşılaşırlar.İbrahim b. Edhem Şakik’e sorar:“Rızık için çalışmayı terk etmişsin, sebebi nedir?”Şakik-i Belhî k.s. şöyle cevap verir: “Çölde yolculuk yaparken yerde kanatları kırık bir kuş gördüm. Kuşun nasıl rızıklanacağını merak ettim, karşısına oturup beklemeye başladım. Derken, gagasında çekirge bulunan bir kuş belirdi. Çekirgeyi getirip kanadı kırık kuşun gagasına bıraktı. Bunu görünce kendi kendime dedim ki: “Şu kanadı kırık kuşu başka bir kuşu sebep kılarak besleyen Allah Tealâ, nerede olursam olayım, beni de rızıklandırmaya kadirdir! Böylece rızk için çalışmayı bırakıp ibadetle meşgul oldum.”

Bunun üzerine İbrahim b. Edhem k.s. şöyle der:
“Peki neden sakat kuşu besleyen sağlam kuş gibi olmayı tercih etmiyorsun?
Rasulullah (s.a.v.) “Veren el alan elden hayırlıdır!” buyurmadı mı! Ayrıca, her işinde en iyiye ulaşmaya çalışmak müminin alametlerindendir. İyiler derecesine ancak bu yolla yükselinebilir.”

Bu sözler üzerine Şakik-i Belhî k.s., İbrahim b. Edhem’in elini öperek şöyle dedi:
“Ey İbrahim, doğru söylüyorsun. Bununla birlikte, insan rızkını temin için sadece sebeplere bağlanıp kalmamalı, sonucun tamamen bununla sağlanacağını sanmamalıdır. Asıl rızkı verenin Mevlâsı olduğunu unutmamalı ve dikkatini O’na vermelidir. Bu durum dilencinin haline benzer. Dilenci elinde tuttuğu kaba değil, ellerini uzatarak kendisine bir şeyler verenlere bakar. ”

Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Kim zengin olmak isterse, kendi elinde olandan çok Allah Tealâ’nın katında olanlara güvensin.”

Yorumlar

WORDPRESS: 0
DISQUS: