İnternet ve sosyal medyayı nasıl kullanıyoruz?

İnternet ve sosyal medyayı nasıl kullanıyoruz?

İnternet ve sosyal medyayı nasıl kullanıyoruz? Bu konu daha önce internette pek çok kez yazıldı çizildi. Birçoğunu okuma fırsatı buldum. Hatta bazıla

Sosyal medya analiz ve ölçümleme kaynakları
En iyi wordpress eklentileri listeleri
Karikatürlerle sosyal medya bağımlılığı ve hastalıkları

İnternet ve sosyal medyayı nasıl kullanıyoruz?

Bu konu daha önce internette pek çok kez yazıldı çizildi. Birçoğunu okuma fırsatı buldum. Hatta bazılarına yorum bile yazdım. En çok Webrazzi’de Arda Kutsal ‘ın Kelimeler Benim’de Sezer İltekin’in yazdıkları dikkatimi çekti. Konunun daha çok gündeme gelmesi adına bende birşeyler karalamak istedim. Karikatürlerle sosyal medyanın zararlarını daha önce anlatmıştık.

Hızlı tüketim çılgınlığı ve fast food kültürü

Teknolojiyi seviyoruz, takip ediyoruz, nimetlerinden, etinden sütünden faydalanıyoruz. Lakin olumsuzluklarını söylemezsek haksızlık karşısında susmuş oluruz. Msn ile başlayan hızlı tüketim furyası facebook, twitter, instagram, whatsapp ile doruk noktaya ulaştı. Hatta bazı sosyal medya siteleri 140 karakter sınırlaması ile tabiri caizse hazır ve hızlı tüketimi bize dayatır hale geldi. Herkesin ismini hatırladığı bilgisayar başına geçtiğinde çayını, kahvesini alıp keyifle okuduğu blogları, takip ettiği forumları yokolup gitmesine sebep olan facebook, twitter [nâmı diğer sosyal medya] illeti malesef çağımızın önemli hastalıklarından biri.

Sosyal medyayı nasıl kullanıyoruz?

Sosyal medya en çokta bize zarar verdi. Zaten okumadan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan hazır cevap bir millettik. Şimdiyse durum daha da vahim bir hale geldi. Ali’den aldığımızı Veli’nin profilinde paylaşıyoruz. Sezer İltekin’in dediği gibi

Ahmet’in paylaştığı komik resmi Mehmet’in duvarında paylaşmak hepimizin en sık yaptığı şey ve bu Ahmet – Mehmetlerin de komik resimlerin de sonu yok.

İnternet bloğunu okurken tanıştığım Ahmet Çığşar’ın dediği gibi

Malum ülke farketmeksizin günümüz dünyasında okuyan kitle gittikçe azaldı. İnsanlar uzun yazıları okumuyor artık, benim şahsi gözlemim Facebook’ta birisi anlamsız ama kısa ileti yazdığında daha çok beğeni ve yorum alırken anlamlı fakat uzun iletilerde neredeyse hiç tepki alamıyorlar çünkü okunmuyor. 140 karakterin diller üzerinede oldukça kötü etkisi var insanlar 140 karakterde derdini anlatmak için ne imla kuralı, ne dil kuralı ne üslup bir kenara bırakıyorlar bu durum sonra yazı ve konuşma diline oldukça olumsuz etkiler bırakabiliyor.

Facebook’tan al Twitter’da tweetle, Instagram’dan al whatsapp’ta paylaş. Ordan kopyala buraya yapıştır. Tam da bize göre. Düşünmek yok, üretmek yok. Yeni birşeyler eklemeye gerek yok. Ne de olsa başkası bizim adımıza söylemiş niye sıfırdan birşey söyleyeyim ki. Burada imdadımıza özlü/kısa sözler sarfeden insanlar, bu insanların sözlerini resimlerle birleştirip yayınlayan sosyal medya fenomenleri veya capsler yetişiyor. Hızlıca paylaşmak çabucak tüketmek istiyoruz biz bu mecralarda. Twitter’da, Facebook’ta ne kadar popüler söz, resim, video profili fenomen hesap varsa takip ediyor kendi hesaplarımızda paylaşıyoruz. Kendi düşüncelerimizi ifadeden yoksunuz. Saçma olduğu düşüncesine kapılarak veya kafa yormak istemediğimiz için kendi ifadelerimizi paylaşmıyoruz. Başkası olmayı yeğliyoruz.

Ecnebîler de kullanıyor bunu ancak adam en az 500 kelimelik bir blog yazısı yazıyor onun linkini paylaşıyor sosyal medya hesaplarında diyor ki: “Ey ahâli” bakın tadından yenmeyecek bir yazı yazdım” buyrun okuyun diyor. Ya da yeni birşey üretiyor, ortaya birşey çıkarıyor onu paylaşıyor. Tabi onlarda da özellikle facebook ve twitter ile anlık, hızlı içerik tüketimi yaygınlaştı. Yine de bize göre daha seviyeli kullanmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Onlar da Medium, Wattpad, Posthaven, Svbtle, Typepad gibi projelerle içeriği eski ihtişamlı günlerine döndürmeye çalışıyorlar. Mustafa Uysal’ın dediği gibi

“Yeni nesil bloglama platformları “fast food” kültüründen “gurme” kültürüne geçiş sağlıyor.”

Bizde bir dönem Google demek internet demekti. Ona giremediğimizde internetin olmadığını sorgulardık. Bilgiye ulaşmak, sorgulamak, merak insanoğlunun fıtratında var. Bu nedenle internet ortaya çıktığında sanal aleme birinci göç dalgası Google ile başladı. Birçok insan bu nedenle evine internet aldı. Ardından irc, msn forumlar, ansiklopediler[wikipedia], sözlükler derken son 5-6 yıldır internete damgasını vuran facebook oldu. Hiçbiri Facebook kadar internet kullanımını tüm dünyada bu derece yaygınlaştıramadı. İnternette adı sanı unutulmuş birçok faydalı içerik üreten site[blog, forum, bilim sitesi vs] facebook sayesinde tanındı bilindi. İnternetle, sanal alemle yakında uzaktan ilgisi, alakası olmayan insanları internetle tanıştırdı. Markalar poşetlerine, kartvizitlerine, tabelalarına kazıdı facebook urllerini.

Hal böyle olunca yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim. Sezarın hakkını Mark’a verelim. Zararları kadar internet ekosistemine katkılarının da olduğunu düşünüyorum. Lakin onlardan önce internette varolan okuma kültürünün geri dönmesi kolay iş değil. Her ne kadar sosyal ağlar kullanıcıya, insanlar sosyal medya kullanımına doymuş olsa da blog çağındaki okuma alışkanlıklarına dönmek zaman alacak. Bir insana kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ne kadar zorsa blog çağına dönmekte o kadar zor olacak bizler için. Kimbilir belki de neslimize çocukluktan başlayarak kitap okuma alışkanlığı kazandırabilirsek bu sorunda kendiliğinden çözülebilir.

Eski günlere dönmek çok mu zor?

Günümüzde internetin geldiği yerin ve alışkanlıklarımızın bu saatten sonra geriye dönmesi çok zor, artık dikkatlerimiz dağınık, mesailerimiz, ekranlarımız fazla, artık sabrımız yok, açıkçası artık zamanımızda yok, hayat o kadar hızlı yaşanıyor ki, ne zaman sabah/akşam olduğunun farkına varamıyoruz, günlerimizi ucu ucuna yetiştirebiliyoruz. Öylesine usul ve kadim bir şekilde ilmek ilmek işledi ki teknoloji yeni oyuncakları günlük hayatımıza, düşünün henüz birçok sosyal medya sitesi ve Z kuşağı doyum noktasına ulaşmadı bile. Henüz yolun başındayız, yeni yüz binleri, milyonları hızlı tüketim araçlarına alıştırıp çabuk sıkılan insanlar yapmak için her geçen gün farklı ve yeni ülkelerde daha da popülerleşiyorlar.

Önce yemek kültürümüz fast food dediğimiz hızlı tüketim kültürüne alıştırıldı. Ardından giyim, kuşamlarımız hızlı tüketime alıştırıldı. Eskiden senede 2-3 giysi alıp kullanıyorken şimdi nede olsa ucuz diyip Lcwaikiki, defacto gibi mağazalardan her ay başı 2-3 giysi alıp geçiyoruz. Nede olsa hem modayı takip ediyoruz hemde ucuz giyiniyoruz. Tüketim çılgınlığı aldı başını gitti. Ortaya çıkaran Amerikalıları dahi solladık. Teknoloji mağazaları, alışveriş mağazaları, avmler, bim, a101 derken ne yerel esnaf kaldı ne küçük ve orta ölçekli işyerleri. Nihayetinde internette 2000’li yılların başında aldı nasibini bu değişimden. Önce maddeleri tükettik ardından manevi olan herşeyi.

Bu alışkanlıkların değişip değişmeyeceğini anlamamız için kendinize şu soruları bir sorun, facebookta mı daha fazla vakit geçiriyorsunuz yoksa içerik sitelerinde mi? twitterda mı yazmak daha kolay yoksa bloğunuzda mı? Tabi ki bloğunuzda yazmak daha eğlenceli daha hoş. Lakin sizi gören yazılarınızı okuyan, yorumlayan olmadıktan sonra yoruluyor insan.

 

Ümitli olmak gerek

Güzeldir blog yazısı okumak. Her bloğun kendi hikayesi, üslûbu vardır. Her birinden farklı tad alırsınız okurken. Hele blog yazarı satırdan satıra atlattırabiliyorsa sizi nasıl bittiğini anlayamazsınız bile. Devamında gelen yorum kısmına birşeyler karalamak istersiniz. Nasıl ki bir yazarı diri tutan şey okurlarıysa bir bloğu ayakta tutan şeyde okuyucularıdır, yorumlarıdır. Keyiflidir blog yazısı okumak. Hem bilgilendirir hemde yeni insanlarla tanışmanıza vesile olur. Tadını aldınız mı, merakla bir sonraki yazısını beklersiniz yazarın.

Yazılarınız taslaklarda kalmasın çöplere gitmesin. Kendinizi kimseyle kıyaslamayın. Ali gülecek veli dalga geçecek diyerek yazmaktan vazgeçmeyin. Ticarette bir deyim vardır: “Her malın bir alıcısı vardır.” siz yazın yeter ki. Mutlaka bir okuyucusu çıkacaktır. Yazmaya başladığınızda tıpkı okumak için ortaya çıkan engeller gibi bir sürü engel çıkacak karşınıza. Yılmayın, birşeyler engellemesin yazmanızı. Göreceksiniz ki çok şey öğreneceksiniz yazmaktan. Hüseyin Berberoğlu’nun dediği gibi

O vakit twitter kurucuları da dahil olmak üzere kullanıcılar, yatırımcılar servisin cıvıldamasın, uçmasından yana. Zira blog yazılarından kitaplar yazılıyor, yorumlardan yeni makaleler ortaya çıkıyor lakin atılan tweetler sigara dumanı gibi big datada uçup gidiyor. Tamam o zaman, hadi artık o eski okuduğumuz, yorumladığımız kaliteli, nitelikli içeriklerin olduğu günlere geri dönelim 🙂 Ya da varolan nitelikli içerikler[yazı, makale, resim, video vs] hakettiği değeri alsın. Adalet yerini bulsun.

Hatice değil netice önemli

Bu yazıyı yayınlamadan önce Arda Kutsal’ın webrazzi’deki Twitter 10.000 karaktere izin verse çok mutlu olacak mısınız? haberini gördüm. 10.000 karaktere izin vermesi nitelikli içeriklere, bloglara fayda sağlayacaksa ne âlâ. Yoksa tık haberciliği yapan haber siteleri gibi olacaksa veya seo uğruna wordpress ve blogger gibi manipüle edilecekse 10.000 karakterin çokta önemi yok. Twitter halihazırda dünyadaki gelişmeleri, haberleri, topluluk haraketlerini en kısa şekilde alabileceğimiz en büyük mikro sosyal ağ konumunda. Zaman gösteriyor ki ülkemizde popüleritesini kolay kolay kaybetmeyecek. Lakin her kategoride işinin hakkını veren, markalaşan kaliteli içerik siteleri arttıkça twitter’ın haber akışı rss’i gibi birşeye dönüşeceğini tahmin ediyorum. Tabi bunun için öncelikle yukarıdakilerin gerçekleşmesi lazım.

Bakalım, her geçen gün içerik ve kullanıcılarıyla güçlenen, markalaşan bloglar ve içerik siteleri interneti o eski ihtişamlı [okuma, yorumlama yapılan] günlerine döndürebilecek mi?

Benim en çok merak ettiğim siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

 

Yorumlar

WORDPRESS: 4
  • comment-avatar
    İskenderbey 10 ay

    paragraflar çok uzun olsa da 🙂 konuyla ilgili okuduğum güzel yazılardan biri bilinçli internet okuyucusu, sosyal medya kullanıcısı olmak için blog okuma alışkanlığı şart..

  • comment-avatar

    Yazdıklarınızın hepsine katılmakla birlikte sosyal ağları bilinçsiz kullanan neslin yeni nesil olduğunu düşünüyorum. Belli bir yaşı geçmiş, sosyal ağ, internet vb. ortamları amacına uygun kullandığını düşündüğüm orta yaş nesli için çok da büyük sorun yok aslında ortada.
    Sürekli evrilen bu ortamın nereye varacağını kestirmek çok zor. Yaşayıp öğreneceğiz. 🙂

  • comment-avatar

    İçimden sürekli teyit ederek okudum yazınızı. Ben çoğunun telafuzunu bile beceremediğim sosyal medya hesaplarıyla tanışmam, bloğumu açma tarihlerimdir. O da iki seneye yaklaştı sanırım. Facebook olayına oldum olası ön yargıyla bakardım ve hiç sevemedim. O da, ailelerinin ulu orta mahremiyetlerini sergilemelerinden ve sanki ona doğmuş kadar benimsemelerindendi. Twitter,da bağlanmıştı bloğuma. Tweet nedir öğrenmem zaman aldı. Bazı şeyler için yaşım ileriydi, olmasa bile yapım müsait değildi. Twitter,da ise kısaltılmış küfürler nefretime sebep oldu, ama zaman zaman bakarım. Hepsiyle uğraşılırsa hem vakit kaybı olurdu, hem de blog ihmale uğrardı. Tabii ki gerekli olduklarını düşünüyorum, ama ülkemizde fakir bir çocuğun önüne yığınla oyuncak verilmesinin görmemişlik davranışlarına benzetiyorum bunlara olan tutkunlukları.
    Blogculuğun nereye gittiği hakkında ise, senelerdir bu değerli uğraşı amaç edinmişlerin bu konudaki düşünceleri gerçeğe yakındır diye düşünüyorum.
    Sağlıcakla kalın 🙂

  • comment-avatar

    Aslında ademoğlu olarak elbet birgün farkedeceğiz sosyal medyanın verdiği tahribatı ancak çok geç olacak. Bu sıralar etrafımda sosyal medya hesabımı kapatıyorum diyenlerin sayısı oldukça artıyor. İnşallah bloglar eski ihtişamına kavuşur.

  • DISQUS: 0