Köşede durmayacak kadar güzel bir yazı: “Seviyorum üleyyn!”

Köşede durmayacak kadar güzel bir yazı: “Seviyorum üleyyn!”

Köşede durmayacak kadar güzel bir yazı: “Seviyorum üleyyn!” Siraceddin El, sanalkurs.net ve etkinlik.com.tr kurucularındandır. Sektörün eskilerindend

İyi içerik üreticisi olmanız için takip etmeniz gereken bloglar
Benim annem yüz lisan bilir, yüzü de güzel
Tartışmanın en önemli 14 kuralı

Köşede durmayacak kadar güzel bir yazı: “Seviyorum üleyyn!”

Siraceddin El, sanalkurs.net ve etkinlik.com.tr kurucularındandır. Sektörün eskilerindendir. Bilişim ve teknoloji ile ilgilenenler tanır kendisini. Blogunda yayınladığı köşe yazısını beğenerek okuyacağınızı düşünüyorum.

Hani dünya her gün şekil değiştiriyor ya, bizim yeni nesil de bundan fazlasıyla nasibini alıyor. Eskiden bir Kadir abi vardı adam gibi seven, “seviyor musun?” diye sorardı, “seviyorum” da desen, “sevmiyorum” da desen şaplağı yerdin. Türkan Şoray fakir kızı olur, Ediz abimiz fena tutulurdu kıza. Fakir makir demez, herşeyden vazgeçerdi. Cüneyt abi pek bir haşin olur, attığı bakışlarıyla daha kız kendini toparlayamadan yörüngesine çekerdi. Hülya Koçyiğit pek bir hanım hanımcık olur, tadından yenmez, herkesin hayranlıktan uç noktalarda gezindiği kızı oynardı. “Aman Allahım pek bir mes’udum” derdi o kendine has şivesiyle. Ya da üzülür, “Tanrım ne bedbahtım” diye iç çekerdi. Ve köprünün altından bir dünya su geçti o günlerden bu günlere. Su demeyelim, derya deniz, okyanus, yok Atlas okyanusu.

Var mıdır çok merak ediyorum sevgiyi şu an doyasıya, içten, kaygısız yaşayan? Samanlık seyran olur diye hala bekleyen? Sevdim mi tam severim, gerisi yalan olur diyen? Sevmek benim işim, ölümüne kadar severim diyen? Var mı şimdi “seviyorum üleyyyyn” diye gönülden haykıran?

Valla açıkçası çok düşünmeye, didik didik araştırmaya, Uğur Dündar gibi üretimhaneleri dolaşmaya gerek yok. Nesil ortada. Bütün elle tutulur ve hissedilir değerler birer birer kaybolurken torun dedeye yabancılaşıyor, sevmek tarihe karışıyor, Yeşilçam TV’de izlenebilen, ya da gündüz kuşağında sıradan bir yayın olarak hayatını idame ettiren eski Türk filmlerinde aranır hale geliyor.

Y kuşağı mı ne diyorlar bu 90 sonrası dünyaya gelen nesle. Tam bilmiyorum, yanlışım varsa düzeltin siz. Tabiri caizse klavyenin üstüne düşüyorlar direk. Kanlı canlı. Ebe göbeklerini keserken yanlışlıkla kabloları kesebilir. Telefonsuz çıkmıyorlar, i-pod’suz gezmiyorlar, i-phone’suz yapamıyorlar. Tüm bünyelerinden teknoloji fışkırıyor, devrelerden kurulu bir dünyada yaşıyorlar. Anne babaları zamanında o kadar sıkıntı çekmişler ki, bu evlatlar “aman bizim çektiğimiz sıkıntıyı çekmesin bu nadide yavrucaklar” denilerek büyütülüyor.

Haydiiiii… İyi çok güzel de sevmek yerine nefret ettiriyosun ama sen onu hayattan be! Çocuk sevmeyi öğrenemiyor yahu! Elde etmek için çabalayacağı en iyi şey ya Knight Online’da level atlamak, ya da babasına elindeki i-pod/i-phone/i-bilmem ne’nin en son çıkan modelini aldırmayı başarmak! Herşeyini verdiğin bu veletçik, büyüdüğü zaman ne olmayı düşünüyor acaba? Sevmeye çalıştığı son şey ne olacaktır?

Açıkçası, bu iş o kadar banalleşmiş ki, bir zamanlar kıyasıya, hiç nefes almadan eleştiri oklarını savurup tu kaka yaptığımız ecnebiler gibi olmuşuz. Belki de kınadığımız için başımıza gelmiştir, bilinmez.

Yahu, genç delikanlı büyümüş, sevdiği güzel kızcağızı kucağına almış, sevgisini gösteriyor. Otobüsteyim, vapurdayım, kayıktayım, umuma açık bir ortamdayım, aile var, ufak bebek var diye bir kaygı yok, öyle bir dünyaya uzanıyor ki, sanırsın o dünyadaki herkes sanal. E ama biz sanallaştırdık zaten! Normal belki bu anlamda.

Artık kız ile erkek arasında eskiden pek bir şikayet vesilesi olan eşitlik mevzuu da halledilmiş durumda. Kızlarla erkekleri ayırmak pek mümkün olmadığı gibi, birlikte yaşamalar da son derece sıradan, basit, ev arkadaşlığı gibi bir şekil almış. Herşey şekle şemale bakıyor, görüntünün ne olduğundan çok çözünürlüğüne bakıyor.

Eskiden sevdiğine şiirler yazılırdı, temsili tasvirler yapılırdı. Sevilirdi, sevgi öyle bi hissettirilirdi ki, kız da öylesine erir, kendinden geçer, gönlünün tüm kapılarını  o mes’ut delikanlıya tamamen açardı.

Şimdi iş mesajlara bakıyor. Giriver Google’a, yaz kandil mesajı, yaz sevgi mesajı, yaz ayrılık mesajı, tamam. Kopyala yapıştır, gönder. Mesajınız gönderildi. Tamam. Ana sayfa. Mesajınız var. Oku. Ben de seni bi tanem. Seni çok seviyorum. Stop.

Seni çok seviyorum mu? Nasıl bu kadar çok kolay bunu söylemek? İnsan sevdiğine bunu bu kadar rahat söyleyebilir mi? Yoksa kısıtlı kelime hazinesi başka ifade bulmaktan aciz olduğu için mi kestirmeden gidiyor hedefe?

Tamam kestirmeden git. İşi bitir. Hemen 15 yaşına gel, sonra 20’ye atla ve hooop 25’indesin. Hadi 30 oldu artık iş dünyasındasın. Şimdi de 40 olmuş yahu. Aman canım 50’ye merdiven dayadım. 60 yaşadım galiba, birazdan da 70 olurum, imam ne zaman okuyor bu yatsı namazını, bi cemaata karışayım bu akşam. Oh hayat bu kadar.

Yahu sen ne yaşadın ki. Ne kadar sevdin, ne kadar sevildin? Ne zaman beğendin, beğenildin? Seni hep başkaları kontrol etmedi mi? İzlediğin filmlerdeki kadar sanmadın mı romantizmi? Aşk çok yakışıklı delikanlı ile ona denk dünyalar güzeli kokmaz, akmaz, sarışın kadının yaşadığı bir duygudur diye dayatmadılar mı sana? Sen reklamlarda gördüğün parfümü kullanınca kız hemen üzerine atlar diye manipüle edilmedin mi? Sen neyi yaşadın, kim için kimi oynadın bu tiyatroda? Kendini oynayanlardan mısın, kendi üzerine oynananlardan mısın?

Eskiden en azından Kadir abi vardı, “Bizim gibi insanlar şerefleri icin yaşarlar, namusları için ölürler. Ama sen bunu anlayamazsın.” diye haykırırdı avazı çıktığı kadar. Eh napalım, sevmek kadar unutulmuşsa sevilmek, bu dünyanın nasıl bir anlamı var? Tuşlara mı basmak lazım bunun için?

Bas tuşa: “Seviyorum üleyyyynnn!”

Kaynak: http://www.siracel.com/seviyorum-uleyyn/

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yorumlar

WORDPRESS: 0
DISQUS: