Osmanlı Devleti’nde gerçek hayvan sevgisi

Osmanlı Devleti’nde gerçek hayvan sevgisi

Osmanlı Devleti'nde gerçek hayvan sevgisi Ceddimiz Osmanlı, sadece insana değer vermekle, onların ihtiyaçlarını karşılamayı bir görev bilmekle kalmam

Osmanlı dönemi hikayeleri
Kavimler göçü devam mı ediyor?
Başörtüsü hakkında bir değerlendirme

Osmanlı Devleti’nde gerçek hayvan sevgisi

Ceddimiz Osmanlı, sadece insana değer vermekle, onların ihtiyaçlarını karşılamayı bir görev bilmekle kalmamış, canlı-cansız bütün mahlûkata şefkatle, merhametle yaklaşmış, yaratılan her nesnenin bir kıymet ifade ettiği şuuruyla hareket etmiştir.

Osmanlı evlerinde, hem yeşillikle, hem de hayvanlarla iç içe yaşanırdı. Ev sahiplerinin; sütünden ve gücünden yararlanmak üzere besledikleri evcil hayvanların yanı sıra, çatı aralarında kırlangıçlar, bacalarda leylekler yaşardı. Kuş yuvalarını bozmak günah sayılırdı. Kumru ve güvercinler de, kendilerine yem verilen fakat kafese hapsedilmeyen diğer ev ortaklarıydı.

Bitkilere şefkat göstermiş, bitkinin ağacın insan hayatındaki önemini hiçbir zaman göz ardı etmemiş, “Yaş kesen, baş keser.” demiştir. Yani canlı bir bitkiyi yok etmenin bir insanı öldürmekten farksız olduğuna dikkat çekmiştir.

Osmanlı döneminde hayvanlara gösterilen muamele

Ceddimiz, bugün dünyanın sadece slogan attığı hayvan sevgisi hususunda da büyük bir hassasiyet göstermiştir. Mesela havaların soğumaya başladığı zaman sıcak memleketlere göç edemeyen leylekler için bir vakıf kurmuş, kış boyunca barınmasına, beslenmesine yardımcı olmuştur. Bunun dünyada bir örneği daha yoktur.

Osmanlı döneminde Mancacılık diye bir meslek vardı. Mancacı, kedi köpek yiyeceği demek olan mancayı, satar; dileyen, Mancacıdan aldığı yiyecekleri hayvanlara verir, dileyen parasını verir Mancacı onların yerine sokak hayvanlarını düzenli olarak beslerdi.

Bir ata, katıra veya deveye fazla yük yüklenmesi halinde, zabıta memurlarına, hayvanın bu mağduriyetine engel olma ve hayvanın dinlenmesini sağlama yetkisi verilmişti. Yine zabıta memurları sahipli hayvanların karınlarını kontrol eder, iyi beslendiğine kanaat getirmedikleri hayvanların sahiplerine ağır cezalar keserlerdi.

Ağır yük taşıyan atların, cuma günü ikindiden sonra tatil etmeleri sağlanır, yükleri boşaltıldıktan sonra üzerlerine dahi binilmezdi. Top çeken büyük baş hayvanlar, yaşlanınca satılmaz, ölene kadar iyi bakılmaları için maaşa bağlanırlardı.

Belgelerle Osmanlı’da hayvan sevgisi

Kanunî Sultan Süleyman dönemi seyahatnamelerinden Ogier Ghiselin de Busbecq’in mektup formatında kaleme aldığı seyahatnamesinde kuş evlerini kaleme almıştır. Hatta Busbecq’in seyahatnamesinde;

“…Venedikli bir kuyumcu kuş tutmaktan hoşlanırdı. Tuttuğu kuşlar arasında da, bir kuşun kanatlarını gerip evin kapısına astı. Ağzını da bir çöple germişti. Sokaktan gelip geçen Türkler, durdular, kuşa baktılar. Kuşun kımıldadığını, canlı olduğunu görünce, hâline acıdılar. Zavallı bir kuşa böyle bir işkenceyi yapmanın müthiş bir cinayet olduğunu söylediler. Kuyumcuyu evinden dışarıya çıkarttılar. Ensesinden yakalayıp hâkimin (Kadı’nın) huzuruna çıkarttılar. Hâkim ağır bir ceza vereceği sırada, Venedikli azınlığın adlî işlerine bakan bir memur olan Venedik Balyozu gibi biri geldi ve suçlunun kendisine teslimini istedi. Zor belâ kuyumcu bu surette kurtarılabildi.” 

Ceddimiz sıcak günlerde kapısının önüne bir kap ile su koyarmış ki, su bulamayan kedi, köpek, kuş, kurt susuzluktan ölmesin. Kış günlerinde hayvanatın yiyeceği karlarla örtüldüğü için belirli yerlere yiyecek, içecek koymuş ki, hayvanlar aç kalmasın… Çoğaltabileceğimiz bu örnekler kuru bir hayvan sevgisi değil, şefkat ve merhametin mücessem bir göstergesidir.

Dolmabahçe’de kuş, Üsküdar’da kedi hastaneleri, cami ve mezarlıklardaki suluklar, kuş evleri, sonbaharda geri dönemeyen ve yardıma muhtaç leylekler için açılmış dünyanın ilk hayvan hastanesi olan Bursa’daki Düşkün Leylekler Evi, Osmanlı Devleti’nin, hayvanlara verdiği önemin en güzel örnekleridir.

 

Yorumlar

WORDPRESS: 0
DISQUS: