Resmini çerçevelere, heykellere zorla astıranların devri kapandı

Resmini çerçevelere, heykellere zorla astıranların devri kapandı

Resmini çerçevelere, heykellere zorla astıranların devri kapandı Srebnetsa’ya ağıt Sen ağlama Nazira anne,Derdi ki âlemlere rahmet Sevgili: “İstemez

İnsanlığımızın kıyıya vurduğu 4 resim
Doğu Türkistan’da müslümanlara yapılan eziyetler
Gerçek bir amerikalı olamayınca ne olur?

Resmini çerçevelere, heykellere zorla astıranların devri kapandı

Srebnetsa’ya ağıt Sen ağlama Nazira anne,Derdi ki âlemlere rahmet Sevgili: “İstemez misin ey Bosna, dünya onların olsun, ahiret bize kalsın!” Mahzun olma nazira anne, sevin Adna anne…

Senin oğlunun canı alındı, senin oğlun can almadı. Oğlunun adı masumlar arasında, zalimler arasında değil. Ölenler arasında zikrediliyor soyadın, öldürenler arasında değil. Uğrunda can verilen iman senin imanın, ne kadar sevinsen az. Hatırına can vermeye değiyorsa, o iman canlıdır. Canlara can veren canlar canıdır.



Unutma ki, güçle ayakta duran devletler, güçlükle ayakta duruyor demektir.


 

Zûlm ile abâd olunmaz

Candan vazgeçiliyorsa uğrunda, o iman candan fazlasıdır. Bir ömürden ziyade ömür vaadi vardır. Adına kurban ediliyorsa hayatlar, terk ediliyorsa yaşamaklar, demek ki “İslam”ın hayatı vardır, yaşamaktadır. Kalbi kıpır kıpır atmaktadır. Ne mutlu sana ki, kalbin İslam’ın kalbine nabız olmaktadır. Senin hüznünle ayağa kalkıyor gerçek, senin gönlünden akıyor hakikat, sevin. Kokuşmuş inançların yaltakçıları, çürümüş akidelerin şakşakçıları can veremezler, en fazla can alırlar, küstahça hayata kastederler.

Senin oğlunun canı alındı, senin oğlun can almadı. Oğlunun adı masumlar arasında, zalimler arasında değil. Ölenler arasında zikrediliyor soyadın, öldürenler arasında değil. Uğrunda can verilen iman senin imanın, ne kadar sevinsen az. Hatırına can vermeye değiyorsa, o iman canlıdır. Canlara can veren canlar canıdır.

Candan vazgeçiliyorsa uğrunda, o iman candan fazlasıdır. Bir ömürden ziyade ömür vaadi vardır. Adına kurban ediliyorsa hayatlar, terk ediliyorsa yaşamaklar, demek ki “İslam”ın hayatı vardır, yaşamaktadır. Kalbi kıpır kıpır atmaktadır. Ne mutlu sana ki, kalbin İslam’ın kalbine nabız olmaktadır. Senin hüznünle ayağa kalkıyor gerçek, senin gönlünden akıyor hakikat, sevin. Kokuşmuş inançların yaltakçıları, çürümüş akidelerin şakşakçıları can veremezler, en fazla can alırlar, küstahça hayata kastederler.

ADINI TAŞLAŞMIŞ HEYKELLERLE YÜCELTENLERİN ADI ÇOKTAN BATMIŞTIR. YÜZÜNÜ ZORAKİ ASILAN ÇERÇEVELERE ÇİVİLEMEK ZORUNDA KALANLARIN HATIRLARI ÇOKTAN BİTMİŞTİR.

İyi/Kötü, Mümin/Kâfir savaşı kıyamet sabahına kadar devam edecek

Zorlamaların kuyusuna sığınırlar onlar. Kalpsiz buyrukların merhametsiz elinde paçavralaşacaktır şanları da şöhretleri de. O zorbaların damarlarından kan çekilmiştir, kalpleri en fazla cüruf pompalamaktadır. Canları kalmamıştır, kaybettiklerini anlamışlardır. Ölümden ölesiye korkmaktadırlar. “Can pahası” bir imanları yoktur ki, can vermeye can atsınlar. Paylarına korkaklık düşmüştür. Ölmeye gelmezler. Öldürülmeye değmezler. İlle de öldüren tarafındadırlar, ille de yok etmeye heveslenirler. Uğursuz adlarını Nemrut’ların yanına yazdırırlar. Yıkılası boylarını Firavun’ların tarafına ağdırırlar.

Çok şükür öldürenlerden değiliz anne!

Biz niye ağlayacakmışız ki Leyla anne? Onlar kahrolup ağlasınlar. Onlar korkulu gecelerde, başlarını duvara çarpa çarpa yansınlar. Şükür ki biz o tarafta değiliz. Şükür ki, öldürülüyoruz. Şükür ki, öldürülmeye değer görülüyoruz. Taşlanıyoruz; demek ne güzel meyveyiz. Ne güzel nasibimiz var bizim.

Rahatsızlık veriyoruz çok şükür. Adımız bile batıyor onlara. Varlığımızdan ödleri kopuyor! Ahmet bebek öldürülüyor kundağında. Adı Muhammed olan kavruluyor kör Tomahawk’ların ateşinde. Mustafa’lar cansız düşüyor kaldırıma. Fatımaların yüzüne kazınıyor mücrimlerin korkusu. Saçlarına bulaşan çamur, yüzünü solduran barut perdeleyemiyor mazlumca can verişinin göz aydınlığını. Onu vuranların şom ağızlarına yaşarken bile uğramayacak o eşsiz güzellik, o meleksi gülücük Ayşe’nin ölü dudağını yuva seçmiş kendine. Zeynep de kardeşi Ali’nin yanı başında. Cansız uzanıyor. Nice canlara değen bir can verişle… Dünyanın telaşına nanik çekiyor ölü yüzleri. Yeryüzünün fesatlarına, hırslarına sünger çekiyor Ali’nin şehit kirpikleri.

Adını tank gürültüsüyle haykırmak zorundaysa bir taraf, çoktan ezilip silinmiştir. Hükmünü ateşle barutla yazdıran muktedirlerin itibarı hepten infilak etmiş demektir.

İsimlerine can kurban o canların: Ali, Muhammed, Fatıma, Osman, Ömer, Ahmed, Mus’ab, Eyyub, Hasan, Hüseyin, Zeynep, Bekir, Meryem, Ümeyye… Onlar isimleri yüzünden öldürülüyorlar. Çok şükür ya Râb, uğrunda ölünesi, mezar taşında bile düşmanı kahredesi, seslendiğinde bile O’nu (asm) hatırlatası, O’nun duruşunu ayağa kaldırası isimlerimiz var bizim. Çok şükür…

Zâlim, Zorba, Diktatör her çağda aynı evladım

Ağlama Nazira anne, Yoklamada ben de varım. Benim de adımı yazsınlar öldürülecekler listesine. Merhametsiz füzelerinizin hedeflerinin başına yazın menekşeli penceremi. Secdelere yazılmış alnımı da gelin dağlayın bıçaklarınızla. Mazlum duasının evi olmuş o masum ellerden, ebedî cennet müjdesinin ışığını görmüş o göz bebeklerinden, sıkıysa çekip alın, gasp edin o ebedî teselliyi.

Var mı Muhammed’in adını delik deşik edecek kurşununuz! Var mı Fatıma’nın itibarını paramparça edecek mayınlarınız? Var mı hep kaçtığınız ölümü öldürmeye gönderecek savaş uçaklarınız?

Var mı dizlerinizi zangırdatacak, gözlerinizi yuvasından fırlatacak olan o hesap gününü silip süpürecek varil bombalarınız? Var mı Mus’ab’a şehitlik vaad eden, Ayşe’lere ebedî gençlik bahşeden Kitab’ın sesini kısabilecek generalleriniz?

Ağlama Ayda anne, ağlama Emina teyze, toprağa verdiğimiz sevdiğimiz, toprak gibi temiz, toprak gibi masum, yağmur sesimiz, bahar ülkemiz. Onların kaderini paylaşamayacak o muktedirler, onların yüzü kadar temiz olamayacak isimleri.

De ki eli silahlı güçlere, Sakın gözümüze görünmeyin. Etten kemikten tabutlarınıza bu gece bir kez daha tıkılın. Sabah olur olmaz, ateş dolu kabirlerinize doğru yürümeye devam edin: Toz kaldırmayın. Sakın arkanıza bakmaya kalkmayın! Elinde sapanıyla Hanzalalar somurtuk suratlarınızı gözlemektedir.

Zâlimin de hesaba çekileceği gün var

Rabbim, Aziz’sin elbette, Hakîmsin, Rahim’sin. Olan bitenin vardır bir hikmeti. Bilemeyiz. Mazlumların yanında kaldık biz. Masumları anmak bize düştü, minnettarız. Seviniyoruz.
Unutmuşsunuzdur; hatırlatayım. Hâlâ, 11 yaşında, 14 yaşında, 22 yaşında öldükleriniz. Onlar ebedi genç siz yaşlandınız. Hâlâ daha tertemiz isimleri. Sesleri ince ve keskin. Onlar bir daha ölmeyecekler, ölecek olan sizsiniz. Yakındır, ölümlerden ölüm beğenmek için çırpınışınız. “Yetiş ey ölüm!” diye inleyeceksiniz. Nasıl da korkaksınız öyle? Nasıl zayıf? Nasıl da yıkılmaya hazır? İsimlerimiz bile vurmakta sizi. Hâlâ daha bin ümit onların adı. Füzeleriniz vuramaz o ince güzellikleri. Gücünüz etten kemikten bedenine yetti mazlumların ama onların temiz hatıralarını silemediniz, silemeyeceksiniz.

Ya öldürenlerden olsaydık, n’olurdu halimiz? Ya öldürdüğümüze sevinenlerden olsaydık! Ya kendi zulmümüze gülenlerden olsaydık!Ya öldürdüğümüz bebek yüzlerinin tebessümlerini kıskandığımızı kendimize bile itiraf edemeyen bahtsızlardan olsaydık…

Yorumlar

WORDPRESS: 0
DISQUS: