Author

Gezgin

Browsing

Geziler ve Gezginler

Farklı yerleri gezip görme insanoğlunun varoluşu kadar eski. Tarih boyunca insanlar farklı Coğrafyaları keşfetmiş yeni yerlere gitmiştir. Yeni keşifler bazen o dönemin gezginlerinin kişisel çabaları, savaşlar, ticari olaylar, doğa olaylarından kaynaklanırken bazen de devletlerin destekleriyle olmuştur.

Seyahatler, Seyahatnâmeler ve Seyyahlar

Seyahatname nedir? Seyyah nedir?

En geniş anlamıyla seyahatname, herhangi bir gezgin veya gözlemcinin ziyaret ettiği belli bir coğrafi alana ve tarihsel döneme dair izlenimlerini ve topladığı bilgileri yazıya aktardığı metinlerdir. Seyyah tanımlaması, sadece yabancı topraklardan gelen gezginlerle sınırlı değildir, aynı zamanda ait olduğu topraklara dair izlenimlerini aktaran gözlemcileri de kapsar.

Seyahatname aslında farklı olanı ortaya koyma amacıyla yazılmış eserdir. İnsanlar kendi dışlarındaki insanları ve onların kültürlerini merak ederler. Gerek devletlerarası ilişkiler, gerek ekonomik ve sosyal ilişkiler boyutunda farklı olanı incelemek ve onlarla ilişki kurmak için çeşitli sınıflara mensup insanlar seyahatler düzenlemişlerdir. Bu yüzden seyahatnameyi sadece edebi yönü olan bir eser olarak değil, tarihî ve sosyolojik disiplinlerin etkisini gösterdiği bir eser olarak da görmek lazım. Bu sayede yaşanan dönemin kültürünü, coğrafyasını tarihi bir perspektif olarak inceleme olanağına kavuşuyoruz.

Seyahatnameler üç kategoriden oluşmaktadır. Birinci kısım elçilik raporları ve benzeri resmi yazışmalardan oluşan diplomatik metinlerdir. Bunlar edebi kaygıyla değil, bilgi verme amacıyla kaleme alınmış eserlerdir. İkinci kısım din adamlarının yaptığı misyonerlik amaçlı gezilerde yazılmış daha çok anılardan oluşan metinlerdir. Burada dinî mekanlar ve insanların inanç konusundaki tutumları ön planda yer alır. Üçüncü kısım ise tüccarlar ve gezginlerin meydana getirdiği seyahatnamelerdir. Burada ekonomik analizler, tarihi olaylar ve tarihi eserler ortaya koyulmaktadır.

Tanınmış Seyyahlar

(Aşağıdaki bilgiler tarafımızdan web taramaları ile derlenmiştir. Daha doğru ve  güvenilir bilgiler için seyyahların kendi eserlerine ve ciddiyetle kaleme alınmış eserlere müracaat edilmelidir.)

Tarsus’lu St. Pauls Seyahat ve Gezileri

Hazreti İsa’nın çarmıha gerildiği MS 33 dolaylarında Hıristiyanlığa dönen St. Paul, Anadolu kökenlidir. Hıristiyanlığı kabulünden sonra Tanrı’nın yolunda ilerleyerek, Anadolu ve Ege kıyılarında 20 bin milin üzerinde yol katederek ilk Hıristiyan topluluklarını oluşturmuştur.2000 yılına yaklaşırken, St. Paul’ün Hıristiyanlığı yaymak için yaptığı seyahatlerin rotaları, günümüz turizm organizasyon şirketlerinin programları arasına girmiş durumda. Özellikle St. Paul’un geçtiği topraklardaki ülkelerin (İsrail, Türkiye, Yunanistan) turizm organizatörleri, dünyadaki Hıristiyan nüfusun büyük bir bölümünü bu faaliyet içine çekmek için geniş organizasyonlar hazırlamaktalar.Seyahatlerinden yola çıkarak, 2000 yılının turizm sembolu olan bu gezgin misyoner gerçekte kimdir? Başta Anadolu olmak üzere, Roma’ya kadar hangi yollardan geçmiş, nerelerde kalmıştır? Anadolu’da St. Paul’ün izleri nerelerde yer almaktadır?

st-paul
Aziz St Paul

Aslında Anadolu’da, Kilikya-Tarsus’da doğan St. Paul (Saul) bir Roma vatandaşıydı. Sıkı bir Yahudi eğitiminden geçtiği bilenen Saul’un bu eğitimi Yaşlı Gamayel adında birinden aldığı sanılmaktadır. İsa’nın mesajını alarak yeniden görmeye başlayan Saul, vaftiz olur ve o andan itibaren Hıristiyanlığı yaymak için yollara düşer.St. Paul, Kudüs’ten Ege sahillerine kadar uzanan Akdeniz kıyılarında üç uzun ve tehlikeli seyahat gerçekleştirir. 20 bin mili aşan bu uzun seyahatler, Hıristiyanlık adına birinci yüzyılda yapılmış en uzun ve etkili yolculuklardır. İncil’de anlatılan bu seyahatlerin tamamı St. Paul’ün anavatanı olan Anadolu’da geçer. Burada ilk Hıristiyan topluluklarını oluşturur. Seyahatlerinin ana amacı dini misyonerliktir.

Vasco De Gama Seyahat ve Gezileri

Vasco-da-Gama
Vasco da Gama

Vasco de Gama (okunuşu Vaşku dı Gama) (1469, Portekiz – ö. 24 Aralık 1524 Hindistan), Keşifler Çağı’nda yaşamış olan, Avrupa’nın en başarılı kaşiflerinden olan, Avrupa’dan çıkıp doğrudan Hindistan’a giden ilk kişi olarak bilinen, Portekizli denizcidir.

Portekiz kralı I. Manuel’e bağlı olarak, Doğu’nun hazinelerine ve hristiyanlar için kutsal olduğuna inandıkları Hindistan topraklarına ulaşmakla görevlendirilmiştir. 1487’de, kendisinden önce Bartholomew Dias’ın keşfettiği ve Afrika’yı dolanan Ümit Burnu’nu kadar uzanan deniz yolunu geliştirerek, Denizci Henri’nin başlattığı Portekiz deniz keşiflerine bir yenisini eklemiştir. Avrupalıların Hindistan’a deniz yoluyla ulaşabilmeleri, Osmanlı Devleti’nin ve İran’nin ticari alandaki üstünlüklerine son vermiş, deniz ticaretinde Avrupalıların üstünlüğü ele geçirmesini sağlamıştır.

Gittigi yerlerde müslüman gemilerine karsı, özellikle hac’dan gelen zengin gemilere karsı korsanlık yapmış, Calicut, Mombasa, ve Malindi gibi liman şehirlerinde, yerel halkla şavasıp, bu sehirleri topa tutmustur. 1998 yılında Hindistan hükümeti Gama’nın Hindistan’a ilk geldiği yer olan Calicut’ta özellikle ülkeye ve bölgeye turist çekmek amacıyla bu kutlamaları yapmak istiyor fakat başta Hindistan Komünist Partisi olmak üzere halk Vasko dö Gama’nın gelmesiyle köleleştirme ve emperyalist sömürü döneminin başladığını söyleyerek bu kutlamalara karşı ayaklanıyor ve gösteriler düzenliyorlar. Bundan dolayıda 500. yıl kutlamaları Hindistan’da kutlanamıyor ve hükümet geri adım atmak durumunda kalıyor.

Piri Reis Seyahat ve Gezileri

piri-reis
Piri Reis

Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1465-1470 arasında Gelibolu’da doğdu. Asıl adı Muhiddin Pirî’dir. Karamanlı Hacı Ali Mehmed’in oğlu ve ünlü Osmanlı denizcisi Kemal Reis’in yeğenidir. Akdeniz de korsanlık yapmakta olan amcasının yanında yaklaşık 1481’den sonra denize açıldı. 1487’de onunla birlikte İspanya’daki Müslümanlar’ın yardımına gitti. 1491-1493 arasında Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı. Amcasıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin hizmetine girerek 1499-1502 Osmanlı-Venedik Savaşı’nda bir savaş gemisinde kaptanlık yaptı. 1511’de amcasının ölümü üzerine Gelibolu’ya çekilerek Kitab-ı Bahriye (Denizcilik Kitabı) üzerinde çalıştı ve 1513’te bir dünya haritası çizdi.

1516 Mısır seferinde Osmanlı donanmasında kaptan olarak savaştı. 1517’de ilk çizdiği haritayı Yavuz Sultan Selim Han’a sundu. 1521’de Kitab-ı Bahriye’yi tamamladıktan sonra 1522’de Rodos seferine katıldı.1524’te sadrazam Makbul İbrahim Paşa’yı Mısır’a götüren gemiye kılavuzluk etti. Sadrazamın ilgilenmesi üzerine 1525’te Kitab-ı Bahriye’yi yeniden düzenleyerek onun aracılığıyla Kanuni Sultan Süleyman Han’a sundu. 1528’de çizdiği ikinci haritasını da padişaha armağan etti. 1528’den sonra güney denizlerinde görev yaptı. Portekizlilerin Aden’i alması üzerine Süveyş’teki Osmanlı donanmasına kaptan atanarak 26 Şubat 1548’de Aden’i geri aldı. 1552’de önemli bir Portekiz üssü olan Maskat’ı ve ardından Kişm Adası’nı alarak Hürmüz Kalesi’ni kuşattı. Portekizliler’in Basra Körfezi’ni kapatmak istediklerini duyarak kuzeye yöneldi. Katar Yarımadası’na, Bahreyn Adası’na egemen olarak Mısır’a geçti. Donanmayı Basra Körfezi’nde bıraktığı için sefer sırasında kendisinden yardımını esirgeyen Basra Valisi Kubâd Paşa’nın da girişimleriyle suçlu görülerek Kahire’de 1554 yılında idam edildi.

Büyük bir denizci olduğu kadar büyük bir haritacı olan Pirî Reis, korsanlık günlerinden başlayarak gezip gördüğü yerleri yabancı kaynaklardan da yararlanarak tarihi ve coğrafi özellikleriyle birlikte kitabında anlatmış ve haritalarını çizmiştir. Kitab-ı Bahriye’nin nazımla yazılan ve denizcilikle ilgili tüm bilgilerin toplandığı başlangıç bölümünde, genel açıklamalardan sonra Ege ve Akdeniz adaları tanıtılarak denizle ilgili gözlem ve deneyim önemi vurgulanır. Fırtına, rüzgâr çeşitleri, pusula ve haritanın tanımından sonra dünyayı kaplayan denizler ve karaların oranı belirtilir. Portekizliler’in denizcilikteki ilerlemeleri ve keşifleri, Çin Denizi, Hint Okyanusu, Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki rüzgârlar, Basra Körfezi, Atlas Okyanusu ayrıntılı biçimde anlatılır.

Düz yazı ile anlatımın başladığı haritalı bölüm asıl metni oluşturur. Bu bölümde Çanakkale Boğazı’ndan başlayarak Ege Denizi kıyı ve adaları, Adriyatik Denizi kıyıları, Batı İtalya, Güney Fransa, Doğu İspanya kıyılarıyla çevresindeki adalara ilişkin tarihi, coğrafi bilgiler verilerek Kuzey Afrika kıyıları, Filistin, Suriye, Kıbrıs ve Anadolu kıyıları izlenerek Marmaris’te tüm Akdeniz’in havzası noktalanır.

1513’te çizdiği ilk haritasında Kristof Kolomb’un 1498’de çizdiği Amerika haritasından, Portekiz ve Arap haritalarından yararlandığını belirtir. Elde kalan parçası Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarıyla Atlas Okyanusunu, Antil Adalarını, orta ve Güney Amerika’yı gösterir. 1528’de çizdiği ikinci haritasından günümüze kalan parça, büyük bir dünya haritasının kuzey batı köşesi olup Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, kuzey ve orta Amerika’nın yeni keşfedilmiş kıyılarını ve Grönland’dan Florida’ya uzanan kıyı şeridini içerir. Adalar ve kıyılar son keşiflere dayalı olarak daha doğru çizilidir. Keşfedilmeyen yerler ise beyaz bırakılarak, bilinmediği için çizilmediği belirtilir. İlk haritadan daha büyük ölçekli ve gelişkin olan ikincisi, teknik olarak döneminin en ileri örneğidir.

ESERİ: Kitab-ı Bahriye, (Yeni harflerle, Denizcilik Kitabı, 2 kitap, Y. Senemoğlu (haz),Tercüman 1001 Temel Eser)

Macellan Gezi ve Seyahatleri

magellan
Magellan

Türkçe okunuşuyla Fernando Macellan,dünyanın çevresini dolaşan deniz yolunda ilk seferi tamamlayan ve bu yolu bulmasıyla dünya tarihine geçen Portekizli bir denizcinin adıdır.

Soylu bir aileye mensup olan Macellan 1480 yılında Portekiz’in Sabrosa şehrinde doğmuştu. Henüz çocuk sayılacak yaşta, saray hizmetlerinde yetiştirilmek amacıyla kralın yanına verildi. 25 yaşındayken Portekiz donanmasında görev aldı. Donanmanın seferlerinden birinde,Fas’ta Araplarla çarpışırken yaralandı ve bu yaradan kalma sakatlığı hayatının sonuna kadar sürdü.

Macellan daha küçük yaşında,deniz ve denizcilikle, coğrafya bilimiyle çok ilgileniyordu.Tarihin bu döneminde,ünlü bazı denizcilerin seferleriyle,yapılan keşiflerle,o tarihe kadar bilinen coğrafyada değişiklikler olmuştu. Macellan, Asya’nın güneyinde tükenmez baharat ve altın kaynaklarıyla zengin adaların varlığından söz edildiğini işitmişti.Yeni yeni ülkeler bulan,kendi uluslarına büyük zenginlikler kazandıran kaşiflere özeniyor, onların arasına katılmak istiyordu.

Bu isteği,zamanla bir saplantı,bir tutku niteliğini aldı. Portekiz’den kalkıp daima batıya doğru yol alınırsa, sonunda doğu ülkelerine varılacağını tasarladı. Macellan başlangıçta devamlı olarak doğu yönünde gitmeyi ve batıdan dönmeyi düşünmüştü. Fakat Portekiz kralı onun bu tasarısına karşı çıktı. Bunun üzerine çaresiz kalan Macellan İspanya kralına başvurdu. İspanya kralı öneriyi kabul etti. Ancak ,İspanyayla Portekiz arasında bir anlaşma vardı. Doğuya seferler yapmak hakkı Portekiz’e tanınmıştı. Bu nedenle, Macellan’ın batıya doğru açılması gerekiyordu.

10 Ağustos 1519 tarihinde, Macellan İspanya’nın Sevil limanından beş gemi ve 300 kişiyle denize açıldı. Gemiler küçüktü. İspanyol mürettebat,bir Portekizlinin komutası altında olmaktan hoşnut değildi. Bunun için, yolculuk hayli güç şartlar altında devam etti. Mürettebat hoşnutsuzluğunu sık sık açığa vurmaktan çekinmiyor,işi baş kaldırmaya kadar götürüyordu.

1520 yılının Ekim ayında,gemiler Güney Amerika kıyılarından aşağılara inerek şimdiki adıyla “Macellan Boğazı” na girdiler. 22 günlük bir yolculuktan sonra,boğazın öbür çıkışındaki okyanusa ulaştılar. Macellan,burada sular Atlas Okyanusu’na oranla daha sakin olduğu için,bu okyanusa “sakin” anlamına “Pasifik” adını verdi.

Kristof Kolomb Gezi ve Seyahatleri

kristof-kolomb
Kristof Kolomb

Cenovalı denizci ve kaşiftir. 1492’de Atlantik Okyanusu’nu aşarak Kuzey Amerika’ya ulaşan ilk Avrupalıdır. Bu yolculuğunu İspanyol bayrağı altında yapmıştır.

Amerika’yı keşfetmeden önce, Osmanlı Devleti dahil, tüm güçlü devletlerden yardım istemiştir fakat kimse destek vermek istememiştir. Sonunda İspanya, Kolomb’a yardım etmeyi kabul etmiştir.

Kristof Kolomb, Amerika kıtasının bulunmasına ve Avrupa’ya açılmasına öncülük etti. Bununla birlikte yeni kıta adını Kolomb’la aynı dönemde yaşamış ve 1497 ya da 1499’da Güney Amerika’ya ulaşmış olan Amerigo Vespucci adında bir İtalyandan aldı.

Daha 11. yüzyılda Norveçli Leif Eriksson Kuzey Amerika kıyılarını dolaşmıştı, ama tarihte Amerika’nın keşfedilmesinin onuru Kolomb’a aittir. Ne var ki, Kolomb yepyeni bir kıta keşfetmiş olduğunun farkına varamamıştı. Onun amacı doğudaki baharat ve ipek gibi değerli malların batıya getirilebileceği güvenli bir ticaret yolu bulmaktı. 12 Ekim 1492’de Bahama adalarından birine çıktığında da bu düşüncesini gerçekleştirmiş olduğunu sandı. Amerika kıtasını bulan Kristof Kolomb,yepyeni bir kıta keşfettiğinin farkına varamamıştı.

Kristof Kolomb İtalya’nın Cenova limanında yaşayan yoksul bir dokumacının oğlu olarak dünyaya geldi. Avrupa’nın en işlek limanlarından biri olan Cenova’da tüccarlar çeşitli ülkelerle ticaret yapıyor, karayoluyla Hindistan’dan ve Uzakdoğu’dan gelen pamuk, kumaş ve baharattan başka İngiltere açıklarında avlanan balıkları da kurutulmuş ve tuzlanmış olarak satın alıyorlardı. Kristof Kolomb büyük bir olasılıkla Marko Polo’nun Çin gezisi anılarını okumuş, Leif Eriksson’un yüzyıllar önce yaptığı gizemli deniz yolculuğunun öyküsünü dinlemişti.

Gençliğinde Akdeniz’in doğusuna bir deniz yolculuğuna çıkan Kolomb,baharat ve ipek ticaretinin nasıl yapıldığını öğrenme olanağı bulmuştu. Daha sonra 1476’da kuzeyde İngiltere’ye ve İzlanda’ya kadar gittiği sanılmaktadır. Bu yolculuktan dönüşünde Portekiz’in başkenti Lizbon’a taşındı. O çağda bile hala Dünya’nın dümdüz olduğuna inanan birçok insan vardı.Kolomb ise Dünya’nın küre biçiminde olduğu düşüncesindeydi. Kolomb çeşitli Dünya haritalarının çizimine yardımcı oldu. Bu harita ve çizimlerde Dünya gerçekte olduğundan çok daha küçük, Asya ise çok daha büyük gösteriliyordu. Kolomb Asya’nın doğuya doğru çok fazla uzandığını, bu yüzden de İspanya’dan yola çıkıp batıya doğru yol alarak oldukça kısa bir zamanda Hindistan’a varabileceğini düşündü. Hindistan’ın uzaklığını da hesapladı; Hindistan’ın bulunduğunu sandığı yer aşağı yukarı Amerika’nın bulunduğu yere denk geliyordu.

Böyle bir yolculuğu tasarlayan ilk insan Kolomb değildi, ne var ki, o zamanki gemilerin küçüklüğü ve yeterli donanıma sahip olmayışı yüzünden böylesine uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı kimse göze alamıyordu. 1480’de artık deneyimli ve kendine güvenli bir denizci olan Kolomb ise Hindistan’a kısa sürede ulaşabileceğini kanıtlayacak bir keşif gezisine önderlik edebileceğine inanıyordu.

Bu yolculuk için gerekli gemileri ve parayı ancak İspanya ve Portekiz hükümdarları sağlayabilirdi. Kolomb ilk önce Portekiz Kralı 2 Joao’ya başvurduysa da önerisi reddedildi. İspanya’nın önemli bir bölümü Magripliler’in altındayken tahta çıkan Fernando ve Isabella ise Kolomb’u içtenlikle kabul ettilerse de, ülkenin içinde bulunduğu kargaşa yüzünden ona yardımcı olamadılar.

Kolomb haritacılık yapan kardeşi Bartolomeo’yla birlikte İngiltere ve Fransa krallarına başvurdu. Ama bu iki kraldan da yardım alamadı. Sonunda ilk başvurudan yedi yıl sonra İspanya kraliçesi Isabella, Kolomb’a yardım edeceğini bildirerek ona amiral ünvanı verdi.

Jules Verne Gezi ve Seyahatleri

Jules Verne gençliğini Nantes’da Feydeau Adası’nda geçirdi. Ailesinin Chantenay’da kente yakın bir evi daha vardı. 1847’de hukuk okumak üzere Paris’e gitti. Evlendikten sonra eşiyle birlikte birkaç yıl Paris’te kaldı. Sonra (artık Paris’in bir bölgesi olan) Auteuil’e ardından Le Crotoy’a taşındılar. Jules Verne 1871’de yaşamının geri kalanını geçireceği Amiens’e yerleşti. Boulevard Guyencourt 23’te (1871-1873), Boulevard Longueville 44 (1873-1882) ve Rue Charles-Dubois 2’de (1882-1900) oturduktan sonra Boulevard Longueville’e döndü ve 1905’te ölünceye kadar orada yaşadı.

Balonla Beş Hafta adlı romanı ile büyük ün kazandı. Yazar birçok icatı önceden tahmin ettiği için “bilim falcısı” lakabı ile anılır. Denizaltı, uzay yolculuğu gibi onun zamanında olmayan birçok olayı öngördü. Kitaplarında öngördüğü icatlara genelde onun kullandığı isimler verilmiştir. Jules Verne eserleri, dünyada başka dillere en çok çevrilmiş yazardır. Eserleri 148 dile çevrilmiştir.

Jules Verne hangi ülkelere gitti?

1859’da, arkadaşı Aristide Hignard’la birlikte İngiltere ve İskoçya’ya gitti. Gezi programı şöyleydi: Bordeaux, Liverpool, Edinburgh, İskoçya, Londra, vd. Yakınlarda yayınlanan Geri Geri İngiltere’ye adlı romanın esin kaynağı bu gezi olmuştu.Jules Verne 1861’de yine Hignard’la birlikte İskandinavya’ya, özellikle de Norveç ve Danimarka’ya gitti. O gezideyken, eşi Honorine oğulları Michel’i doğurdu.

1867’de, Jules Verne ve kardeşi Paul, Great-Eastern gemisiyle Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiler. Yalnızca birkaç gün kaldıkları bu ülkede New York’u ve Niagara çavlanını gezdiler. Verne, Amerika izlenimlerini Yüzen Şehir’de anlatır.1872’de Londra ve Woolwich’e gitti.1871-1873 yıllarında Hetzel’in davetlisi olarak Jersey, Guernsey ve Sark’a gitti.
1876’da İngiltere kıyılarını dolaştı.Verne 1878’de yatı Saint-Michel III’le uzun bir geziye çıkarak Lizbon, Tanca, Cebelitarık ve Cezayir’i dolaştı.

1879’da yine Saint-Michel III’le İngiltere ve İskoçya’ya gitti. Yarmouth, Edinburgh ve Dover’la Hebrid adalarını vd. ziyaret etti. 1880’de İrlanda, İskoçya ve Norveç’e gitti.
1881’de Saint-Michel III’le bu kez Hollanda, Almanya ve Danimarka’yı gezdi. Paul Verne bu geziyi Rotterdam’dan Kopenhag’a adlı kısa öyküsünde anlattı.
Verne 1884’de Saint-Michel III’le Akdeniz’de bir geziye çıkarak Cezayir, Malta, İtalya ve diğer ülkeleri dolaştı. 1887’de, Belçika ve Hollanda’da bir turneye çıkarak, dinleyicilere Sıçan Ailesi adlı öyküsünü okudu.

James Cook Seyahat ve Gezileri

james-cook
James Cook

James Cook (27 Ekim 1728 – 14 Şubat 1779) İngiliz denizcisi ve kaşifidir. Özellikle Pasifik Okyanusunda yaptığı seyirleri ve bu seyirlerde yaptığı ada keşifleri ile ünlüdür. İngiltere’de Yorkshire’de doğdu. 5 kardeş olan Cook ailesi ile Great Ayton’daki Airey Holme çiftliğine taşındı ve burada okula gitti. 13 yaşında babasına çiftlikte yardım etmeye başladı. 18 yaşında Whitby limanından yola çıkan Free Love adlı kömür gemisinde miço olarak ilk deniz yolculuğuna adım attı. Kaptanlık için gerekli cebir, trigonometri, denizcilikastronomi çalışan Cook, kısa zamanda dikkat çekti. 24 yaşına geldiğinde ikinci kaptanlığa kadar yükselmişti. 1755’te gönüllü olarak Kraliyet Donanması’na katıldı ve İngiltere ile Fransa arasında patlak veren Yedi Yıl Savaşları sırasında Quebec City kuşatmasına katıldı. Haritacılık konusunda başarısı dikkat çekti; kaptanlığa yükseldi. 1760’ta Kanada’daki görevi sırasında St. Lawrence Kanalı’nın haritasını çıkararak 200 ingiliz gemisinin kayıp vermeden Quebec Koyu’na demirlemesini sağladı. 1763 ve 1767 yılları arasında ise Newfoundland adasıyla Labrador yarımadasının haritalarını çıkarmayı başardı.

1768 yılı Mayıs ayında Cook , Pasifik Okyanusu’nu keşfetmekle görevlendirildi. Cook’un yolculuklarının tarihteki önemli etkilerinden biri Avrupa ülkelerinin Pasifik’te kurduğu sömürgelere öncülük etmesi oldu.

İlk yolculuk (1768 – 1771)
İlk yolculuk için Whitby limanından Earl Of Pembroke adlı kömür gemisi satın alındı ve Endeavour olarak adlandırıldı. Gemi Rio De Jenerio’dan Tahiti’ye ulaştı.3 Ocak 1769’da gerçekleşecek Venüs’ün Güneş önünden geçişini gözlemlemek Cook ve ekibinden bu yolculukta beklenen görevlerden biriydi. Geçiş süresi saptanarak önce Venüs’ün dolayısıyla diğer gezegenlerin Güneş’e olan uzaklığı hesaplanacaktı. Ne yazık ki, ölçümlerdeki hata payının beklenenden fazla olmasi bu gözlemin başarısına gölge düşürdü. Cook daha önce 1766’daki güneş tutulmasını gözlemlemişti.Ekim 1769’da Cook Yeni Zelanda’yı ziyaret eden ikinci Avrupalı oldu. Daha önce tek bir ada olduğu düşünülen Yeni Zelenda’nın iki adadan oluştuğunu keşfetti ve Kuzey Adası ile Güney Adası arasındaki boğaz Cook Boğazı adını aldı.
Nisan 1770’te Avustralya’nın güney kıyıları keşfedildi. 16 Haziran’da Endeavour Avustralya’nın güney doğusu açıklarında karaya oturduğunda gemi kıyıda onarıma alınırken; Avustralya bitkileri üzerine ilk koleksiyonları oluşturdular. Ardından gemi Afrika’nın güney ucundaki Ümit Burnu’na (Cape of Good Hope) ilerledi. 1771’de Endeavur İngiltere’ye geri döndü. Dönüşünden sonra günlükleri yayınlanan Cook bilim dünyasında da tanındı.

İkinci yolculuk (1772 – 1775)
18. Yüzyılda Ekvator’un güneyinde keşfedilmemiş topraklar olduğuna inanılıyordu. Cook’un ikinci yolculuğu öncelikle bunu kanıtlamaya yaradı. Bu yolculukta Cook daha önce hiçbir Avrupalı’nın ilerlemediği kadar güneye ilerledi. Antarktika’nın çevresini dolaştı. Ancak kıtayı çevreleyen buzlar karanın görünmesini engellediğinden Antarktika’nın varlığı 1840’a kadar kanıtlanamadı. 1775’te İngiltere’ye döndüğünde Kraliyet Donanması Cook’a onursal emeklilik hakkı tanısa da bu Cook’u denizlerden uzak tutmadı.

Üçüncü yolculuk (1776 – 1779)
Cook Temmuz 1776’da üçüncü yolculuğuna çıktı; bu kez Avrupa ve Asya arasında kuzeyden bir bağlantı olup olmadığını araştırdı. Bu başarısız girişimin ardından 1778’de Hawaii Adaları’na ulaşan ilk Avrupalı oldu. Daha sonra Afrika’nın güney ucunu dolaşarak, Hint Okyanusu’na yöneldi. Kuzey Amerika’yı keşfetmek üzere doğuya yöneldiğinde bilmeden Juan de Fuca Bogazı’nı geçti. Kuzey Buz Denizi’ne ulaşmayı hedeflediğinde dev buz kitleleri yolunu kesti ve Hawaii’ye geri döndü. Geminin teknelerinden birinin çalınması üzerine yerlilerle çıkan tartışmada Cook öldürüldü (14 Şubat 1779).

En büyük seyyahlar

Tarihin en büyük gezginleri

Evliya Çelebi, Marka Polo, İbn Battuta ve diğerleri. Bu seyyah ve gezginlerin hatıralarını okuyunca mest oluyor insan. Tabi heves etmeden de geçemiyor. Onlar gibi gezemeyiz biz. Dağları, taşları, ovaları geçtiler, denizleri, nehirleri aştılar. Göçebe yörükler gibi konup göçtüler. Yürüdüler, dere tepe düz gittiler. Nasip kısmet değilmiş bizlere onların yaptığı geziler. 1950’lerde gördüğümüz İstanbul ile 1970’lerde 90’larda gördüğümüz İstanbul bir değil. Sadece İstanbul değil, Ankara’da Konya’da Kayseri’de Erzurum’da Horosan’da Buhara’da Roma’da bir değil. Son gördüğünüz Sivas ile şimdiki aynı değil. Onların kulağı kesikti. Gözü açıktı. Hafızası keskin, zekası sağlamdı. Gittiği yer ile ilgili tasviri, betimlemesi bambaşkaydı. Bir de gittikleri mekanlar doğal güzellikleriyle bakir olunca şimdi keyifle okuduğumuz seyahatnâmeler, gezi yazıları çıktı ortaya.

1.İbn Battuta

ibn-battuta-kimdir
İbn Battuta

Gerçek adı: Ebû Abdillâh Şemsüddîn (Bedrüddîn) Muhammed b. Abdillâh b. Muhammed b. İbrâhîm el-Levâtî et-Tancî  dir. 17 Receb 703’te (24 Şubat 1304) Fas’ın Tanca şehrinde doğdu. Ailesi Berberî Levâte kabilesine mensup olup Berka’dan buraya göç etmiş bu göç onun seyyah olmasında önemlidir. Onun seyahatnâmesinde yer alan “Kazâ ve meşihat benim ve atalarımın mesleğidir” (er-Riḥle, III, 233) cümlesinden anlaşıldığına göre birçok kadı yetiştirmiştir. Nitekim kendisi de çeşitli yerlerde kadılık yapmış ve Tâmesnâ kadısı iken ölmüştür (İbn Hacer, VI, 100; Gibb, Selections from Ibn Battuta, s. 2). Gezilerine Seyahatnâmeden öğrenildiğine göre İbn Battûta, Mağrib Sultanı Ebû Saîd el-Merînî döneminde 2 Receb 725’te (14 Haziran 1325) Tanca’dan hac niyetiyle yola çıktığında henüz yirmi iki yaşında başladı. Kuzey Afrika sahillerini takip ederek 1 Cemâziyelevvel 726’da (5 Nisan 1326) İskenderiye’ye vardı. Burada Şeyh Burhâneddin el-A‘rec’in telkiniyle kendisinde Hint, Sind ve Çin gibi doğu memleketlerini görme hevesi uyandı. Bundan sonra artık uzun gezilere başladı. İskenderiye’den Kahire’ye, oradan Yukarı Mısır’a Kahire’den Suriye’ye Kudüs, Aclûn, Akkâ, Sûr, Sayda, Taberiye ve Antakya’ya Şam’dan Hicaz’a Mekke’den Irak’a Cidde’den Kızıldeniz’e oradan Doğu Afrika’ya Hint’ten Çin’e Anadolu’dan Orta Asya’ya 2 kıtayı karış karış gezmiştir.

İbn Battûta, Marko Polo ile birlikte Ortaçağ’ın en büyük iki seyyahından biridir ve hatta çok daha geniş bir alanı gezmesi, üç kıtada önemli tarihi şehir ve kültür merkezlerini gezmesi sebebiyle bir adım önde sayılır.  İbn Battûta gezdiği birçok ülkede sosyal hayata karışmış, evlilikler yapmış ve hâtıralarını hiçbir şüpheye yer bırakmadan güvenilir birine yazdırmıştır (aş.bk.). Bu yönüyle Marko Polo’dan öndedir. Marko Polo’nun seyahatnâmesine birçok hayalî hikâye katıldığı bilinen bir husustur. Ayrıntıları asla ihmal etmeyen İbn Battûta eserinde insan unsuruna en fazla yer veren seyyahtır. Çeşitli milletlerin giyim kuşamı, âdetleri ve inançları hususunda ayrıntılara inmesi bazı araştırmacılar tarafından ilk antropologlardan (Abdullah Abdülganî Gānim, I, 116-171), bazılarınca da ilk etnologlardan sayılmasına yol açmıştır (Chelhod, sy. 25 [1978], s. 5-24). İbn Battûta, gezdiği ülkelerin coğrafyası ve ekonomisi hakkında da ayrıntılı bilgiler verir. Fakat klasik bir coğrafyacı olmadığı için mesafeleri belirtmemiş, sadece yolculuğunun kaç gün tuttuğunu kaydetmiştir. İncelediği ana unsur insan olduğundan pek çok şehri “binaları sağlam, mescidi küçük” yahut “köhne bir kapısı var, kalenin iç kısmı boş” tarzında klişe cümlelerle geçiştirmiştir. (Kaynak: İslâm Ansiklopedisi İbn Battuta)

İbn Battuta Gezi Kitapları – İbn Battua Seyahatnameleri

İbn-i Batuta, Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen 2ciltlik İbn Battuta seyahatnâmelerinin yazarıdır. Mensubu olduğu Levâte kabilesi Berberî asıllı olup Berka’dan Tanca’ya göçmüşlerdir. Maliki mezhebine mensuptur.

2.Marco Polo

Marco-Polo
Marco Polo

Marco’nun babası Nikola ve amcası Matteo, Korkula’da bir ticari alım satım ofisi açarlar. Korkula onların işlerinin başlangıç noktasıdır ve Marco Polo da burada doğar. Polo’nun babası ve amcası işlerini Asya’nın içlerine kadar ilerletirler.Crimea’nın Sudac kentinde de bir ofis açarlar. Aslında onların merkezleri Constantinople’dır. Çünkü burası Korkula’lı iş adamları tarafından iş ve dinlenme amaçlı kullanılan bir yerdir. Matteo ve Nikola, İran ile de ticaret yaparlar. Suriye’ye ve Irak’a giden az bilinen yollardan haberdarlardır. Basra körfezinin kıyılarını, inci bulunabilecek bölgeleri, kürk tüccarlarını Güney Sibirya’ ya götürcek rotayı biliyorlardır. Önde gelen Tatar iş adamlarıyla bağlantılar kurarlar ve Kubilay Kaan’nın Sarayına kadar girerler. Marco Polo doğmadan önce bu yolculuğa çıkarlar ve ailelerini geride bırakarak Uzak Doğu ya doğru ilerlerler.

15 Eylül 1254 tarihinde Venedik’te doğan İtalyan Gezgin Marco Polo tarihteki en ünlü gezginlerden biri olarak kabul edilir. Bazı kaynaklar Marco Polo’nun aslında Macar olduğunu ve Dalmaçya’nın Korcula adasında doğduğunu bu ada o zaman Venedik protektorası olduğu için Venedikli ve İtalyan bilindiğini söyler. Babası ünlü bir tüccar olduğu için çocukluğunu Akdeniz ve Karadeniz’de seyahat ederek geçirmiştir. Marco Polo Çin’e ulaşan ilk İtalyan tüccar değildir ancak tecrübelerine ilişkin detaylı bir kitap bırakması Dünya çapında tanınmasını sağlamıştır. Bu kitap Kristof Kolomb ve birçok diğer gezgine ilham vermiştir. Son sözleri ise “Kimse bana inanmayacağı için gördüklerimin yarısını bile anlatmadım” olmuştur.

İpek yolunun en ünlü yolcusu olan Marco Polo, seyahatnamesinde yazdığına göre Kubilay Kaan için çalışır. İran’dan başlayarak karadan  Pamir Dağları’nı, tehlikeli Taklamakan Çölü’nün güneyini geçer.Dönüşünü Güney Asya’da Çin üzerinden deniz yoluyla yapar  ve Hormus’a  gelir. Akdeniz’e gelince buradan kara yoluyla seyahatine devam eder.Marco seyahatnamesini Cenovalı yetkililer tarafından hapse atıldığında ünlü bir roman yazarına yazdırır.Gözlemlerinin bir çoğunu  kesin olarak  doğru kabul ediyoruz. Bazılarının ise doğru olduğunu düşünüyoruz. Her ne kadar onun Çin’in Moğol hükümdarları ile  ilişkisinin olduğunu bilsek de  Polo Çin toplumu hakkında sessiz kalmayı yeğlemiştir. Marco Polo’nun kitabı Avrupa da Rönesans döneminde çok tanınır duruma gelmiştir ve gelecekte gerçekleşecek gezilere ve keşiflere bir çeşit teşvik edici olmuştur.

Polo onbeş yaşına girdiğinde babası ve amcası döner. Bu arada annesi de ölmüştür.İki yıl babasıyla beraber Venedik de yaşar. 1271’in sonunda Papa Tedaldo‘dan Büyük Kaan için değerli hediyeler ve mektuplar alırlar ve tekrar Doğuya doğru yola çıkarlar. Bu defa yanlarına Polo’yu ve iki keşişi alırlar ama savaş bölgelerine girince keşişler geri döner.Marco Polo ise yolculuğa devam eder. Ermenistan’dan, İran’dan, Afganistan’dan, Pamirler’den ve Çine kadar İpek Yolu üzerindeki her yerden geçerler.Marco Polo Avrupa’ya kağıt para ve kömür hakkında fikirler ve kendisinin gitmediği ülkeler hakkında (Japonya ve Madagaskar) gidenlerden aldığı raporlar getirmiştir ve bunlar onun başarılarından sadece bir kaçıdır.

Marco Polo Gezi Kitapları – İbn Battua Seyahatnameleri

Marco Polo’nun Geziler Kitabı, The Travels of Marco Polo, book of ser marco polo, the venetian

2.Evliya Çelebi

evliya-celebi
Evliya Çelebi

Asıl adı Derviş Mehmed Zillî ‘dir. Hicri 10 Muharrem 1020, Miladi 25 Mart 1611’de İstanbul’ da doğmuştur. 1682 yılından sonra öldü.Çok iyi bir eğitim aldı. 25 yaşında hafız oldu. Enderun’da tahsil gördü. Büyük bir aileden gelmekteydi. Babası Derviş Mehmed Zillî, sarayda kuyumcubaşıydı. Evliya Çelebi’nin dedesi Kara Ahmet Bey’in dedesi olan Yavuz Özbek (Er), Fatih Sultan Mehmed’in akıncılarından olup fetih ganimeti ile Unkapanı’nda yüz dükkân, bir cami ile beraber bir ev yaptırmıştır. Eski adıyla Sağrıcılar Camii olan bu cami Yavuz Sinan Camii’dir. Teyzesi Melek Ahmed Paşa’nın validesi olduğu için Melek Ahmed Paşa’nın himayesinde bir çok geziye katıldı.

Evliya Çelebi Seyahatlere Başlaması

19 Ağustos 1630, 1040 Muharrem ayının Aşure Gecesi  rüyasında İstanbul’da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii’ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Cemaatin başında Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa Sav. yanında dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz.Peygamberimiz Muhammed sav’in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip “Şefaat ya Resulullah” diyeceğine, “Seyahat ya Resulullah” der. Böylece 50 yılı aşkın süreyle Avrupa, Batı Asya ve Mısır topraklarını gezeceği Seyahatnâme adlı 10 ciltlik eseri yazacağı tehlikeli ve bazen de sıkıntılı geçecek yolculuğu başlar. 42 yıl boyunca yaptığı seyahatleri sonunda 10 cilt olan Seyahatname eserinde ele almıştır. Eserinde diğerlerinden farklı olarak kronolojik ve Coğrafya’ya göre sıralama yapmıştır.

  1. 1630 – İstanbul ve çevresi
  2. 1640 – Anadolu, Kafkaslar, Girit ve Azerbaycan
  3. 1640 – Suriye, Filistin, Ermenistan ve Rumeli
  4. 1655 – Doğu Anadolu Bölgesi, Irak ve İran
  5. 1656 – Rusya ve Balkanlar
  6. 1663/1664 – Macaristan’da askeri seferler
  7. 1664 – Avusturya, Kırım ve ikinci kez Kafkaslar
  8. 1667-1670 – Yunanistan ve ikinci kez Kırım ve ikinci kez Rumeli
  9. 1671 – Hac için Hicaz, Mekke ve Medine
  10. 1672 – Mısır ve Sudan

Nasıl Gezmeli?

Mekânları, Coğrafyaları gezerken İlber Ortaylı’nın “Bir Ömrü Nasıl Yaşamalı” kitabındaki gibi şehirleri iliklerime kadar hissederek gezmeyi seviyorum. Üstün körü gezmektense gezip göreceğim yerin tarihi, doğal güzellikleri kültürü, insanı hakkında ön bilgiler alarak gezmek hoşuma gidiyor. Gelişi güzel gezi notları almadan seyahat ettiğim zaman gezdiğim kâdim Coğrafya’yı gezmiş ânılar biriktirmiş olmuyorum. Bu nedenle o şehirlere gitsem de gezdim, gördüm, seyahat ettim demiyorum.

Daha önce neden-niçin geziyorum da dediğim gibi: Herkesin bildiği gezip gördüğü yerlerin dışında çok fazla bilinmeyen arka sokaklarında dolaşmayı, unutulan insanların, mekânların ve Coğrafyalar’ın hikayelerini dinlemeyi seviyorum. Varsa kıyıda köşede kalmış tarihi ve doğal güzelliklerini gezmekten keyif alıyorum. Şehrin tarihini dinlemek beni dinlendiriyor. Herkesin gezip gördüğü yerlerin eskiden nasıl olduğu ve hikayelerini araştırmak hoşuma gidiyor. Beni gezmeye teşvik eden en önemli motivasyonlarım bunlar.

Peki Nasıl Gezilir?

Bu sorunun da tıpkı çok okuyan mı bilir çok gezen mi veya niçin geziyorum? sorularında olduğu gibi kesin bir cevabı yoktur diye düşünüyorum.  Türkiye’nin en eski seyyahlarından Kemal Kaya yolda olmak gezi blogunda detaylı anlatmış okumanızı tavsiye ederim. Gezilerde kimileri fotoğraf çeker kimi alışverişi, yeme-içmeyi sever, kimi tarihi yerleri, kimi doğal güzellikleri, kimi iktisadi ve ticari hayatı anlamak için gezer. Kimi yeni insanlarla tanışmak yabancı dilini geliştirmek için gezer. Örneğin eski zamanların en büyük gezginleri nasıl gezmişler? Yolluklarını alıp yola çıkan gezilerin pîri gezginlerin, seyyahların hayatına bakalım.

Onlar nasıl gezdiler binlerce kilometre yolu? Karış karış gezdiler, fersah fersah nasıl dolaştılar? Arz üzerinde Maşrık’dan Mağrip’e Şimal’den Cenup’a nasıl gezdiler?

Bir gezi nasıl olmalı?

Gezerken sadece tarihi yerleri, müzeleri ya da plajları, denizleri turistik ve doğa güzelliklerini gezmeyin. Gezdiğiniz yerin arka sokaklarına, pazarına dalın. İnsanların arasına karışıp farklı şehirlerin, caddelerin sokakların ruhunu hissedin. Bu nedenle arabadan inin. Sokaklarda yürüyün. Toplu taşımaya binin semtin, evlerin arasında dolaşın. Ardından dinlenirken 1-2 saat kitap okuyun ve tüm gezi tecrübelerinizi gezi notlarına dökün. İmkanınız varsa gezi bloguna yazın. Böylece çok gezen mi bilir çok okuyan mı? sorusunun cevabını her ikisini yapan biri olarak verebilirsiniz. Sadece çok gezmek yetmez gezide çok okumakta lazım. Gezdiğiniz şehirle ilgili kitaplar, dergiler rehberler okumanız gerekir. Gezi sonrası not almayı unutmayın. Sonuçta insanız. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür nihayetinde. Gezi notları tutarken pratik olmalısınız. Not tutarken başlangıçta hızlı pratik not kağıtlarına notlarınızı alabilir sonra bunları kalıcı olan ajandalarınıza geçirebilirsiniz.

İlber Ortaylı’ya göre nasıl gezmeli

Bir şehri gezmek emek ister. Okuyacaksınız, harita bakacaksınız, notlar alacaksınız, fotoğraf çekeceksiniz ve defter tutacaksınız.

diyor. Haklı mı evet sonuna kadar. Bir yeri gezmeden önce oraya gitmeden bir harita ve seyahat rehberi almak lazım. Oraya gitmeden haritadan gideceğimiz yeri incelemek gerek. Bu konuda şanslıyız online haritalarda şehir rehberi ve turlarla ilgili tüm detaylar var. Gezerken notlar tutmak( ki gezeceğiniz yer ile ilgili önceden araştırma yaptıysanız canlı canlı gezerken aklınıza yazılası fikirler/ilham gelecektir.) gezdiğimiz yerleri, anıları fotoğraflamak ve bu fotoğrafları saklamakta önemlidir. En son tüm bu birikimleri ince bir blog defterinde toplayıp üzerine gittiğiniz yeri ve tarihi atarsanız hem gezdikçe elinizde güzel bir gezi rehberi arşivi olur. Hem de uzun yıllar sonra açıp o yer ile ilgili nostalji yapar anılarınızı hatırlayabilirsiniz. Bir de size aynı yeri gezen aile, eş dost ve arkadaş çevresiyle ortak keyifli sohbet konusu imkanı sunar. Farklı insanların, rehberlerin gözünden ortak gezdiğiniz yerlerde gördüğünüz farklılıkları paylaşmış olursunuz.

Anadolu’da nereleri gezmeli?

Gezerken şu yaşta bilmem kaç yüz tane ülke ve şehir gezeceğim ölmeden önce gezilecek yerleri bitireceğim diye kendinizi şartlandırıp sıkmayın. Çok gezip beyhude dolaşıp sadece gezi blogu doldurmak için instagramda fotoğraf paylaşmak için gezmeyin. Ömrünüz boyunca gerekirse 10 yer gezin ama yukarıda bahsettiğimiz gibi dolu dolu hakkını vererek gezin. Gezi işi aceleye gelmez.

Anadolu’yu gezmeye nerden başlanır?

Gezmeye önce medeniyetin doğduğu uygarlıkların beşiği Anadolu’dan yani kendi topraklarımızdan başlayın.

Anadolu’da gezilecek hatlar İstanbul’dan başlarsınız. İstanbul kendisi başlı başına rehberle planlı gezilecek şehrimizdir. Ne de olsa Napolyon’un dünyanın başkenti olma payesi verdiği bir şehirdir. Sonra Ankara’ya geçilir. Ardından Çorum, Boğazköy, Alacahöyük, Kapadokya, Niğde, Adana, Antakya, Antep, Urfa, Diyarbakır, Mardin, Midyat, Van, Ahlat, Malazgirt, Doğubeyazıt, Kars, Erzurum ile bitirebilirsiniz. Sivas-Erzurum hattını doğu ekspresi kullanarak gezi keyfinizi 2’ye katlayabilirsiniz. Karadeniz ve Akdeniz hattı turistik gezi kapsamında rehber ile gezilebilir. Özellikle Aydın’dan başlayıp Antalya sınırlarında son bulan 800 kilometrelik kral yolu ve Elmalı-Korkuteli hattı planlı ve detaylı gezilecek en önemli Anadolu gezi rotalarından. İzmir, Bergama, Ayvalık, Edremit, Balıkesir, Çanakkale, Osmanlı’nın tohumlarının atıldığı Bursa, Eskişehir, Afyon, Göller Yöresi, Isparta, Denizli, Uşak, son olarak şehzadeler şehri Manisa hattı da en güzel Anadolu gezi rotalarındandır.

Ortadoğuda geziye nerden başlamalı, nereleri gezmeli?

Anadolu turunu bitirdikten sonra Tebriz, İsfehan, Tahran, Yezd hattı gezebilirsiniz. Ardından Mezopotamya’nın kadim şehirleri Halep, Şam, Kufe, Basra, Bağdat, Musul, Petra, Kahire, İskenderiye, Petra ve nihayetinde Kudüs gezilebilir. Sonrasında Semerkand, Buhara, Horasan, Taşkent, Kabil, Fergana, Nişabur, Belh, Tirmiz, Herat gibi Maveraünnehr coğrafyasından Moskova’ya ardından St.Petersburg ve Leningrad Yareslav, Novosibirsk ve Yekaterinburg gezilebilir. Özellikle Volga kıyısındaki şehirler güzeldir.

Dikkat ettiyseniz mümkün mertebe başkent şehirlerini saymadık. Başkentler genellikle siyasi ve askeri tarihe göre şekillenmiş ve değişmiş olduğu için başlı başına başkent şehir gezileri kapsamında tur ve rehberle gezilmesini tavsiye ediyoruz.

Batıda elbette tüm batı dünyasının kendine mirasçı olarak gördüğü Roma ile başlanabilir. Floransa, Siena, Venedik, Cenova, Sicilya ardından antik yunan medeniyetinin şehirleri ardında Split, Dubrovnik, Sarajevo, Belgrad, Ohri, Priştine, Selanik, Silistre, Mostar, Prizren, Manastır, Üsküp, Tiran, Filibe, Sofya, Gümülcine, İskeçe, İşkodra gibi ecdad mirası balkan şehirlerini gezebilirsiniz. Oradan Viyana’ya, ardından trenle Fransa’ya inip Montpellier üzerinden Barcelona’ya katalonların kadim şehrini gezebilirsiniz. Oradan başkent Madrid üzerinden aşağıya doğru Toledo, Valencia, Cordoba, Sevilya, Granada (Gırnata) Malaga, Cadiz ve Cebelitarık ile Avrupa gezinizi sonlandırabilirsiniz.

Tıpkı doğuda olduğu gibi Moskova, Lizbon, Madrid, Kopenhag, Tallinn, Helsinki, Stokholm, Reykjavik, Riga, Vilnius, Oslo, Minsk, Sofya, Prag,  Budapeşte, Kişinev, Varşova, Bükreş, Bratislava, Kiev, Berlin, Viyana, Brüksel, Londra ,Paris, Amsterdam, Dublin, Bern ,Vaduz, Lüksemburg, Monako gibi batı başkentlerini de ayrı bir gezi kategorisinde olması gerek diye düşünüyorum.

Tabi ki her yerin apayarı güzelliği var. Her kavim her millet kültürüne farklı şekillerde sahip çıkmış. Kimi reddi miras yapmış kimi sahiplenmiş. Kimisi modern çağlara yenilmiş. Gerçekten de araplar ve orta asya devletleri şehirlerini, kültürel miraslarını korumuşlar. Kalabalık şehirleri tarihi şehirlerin dışına uzağına kurmuşlar. Elbette dışardan müdahale olmadığı müddetçe. Batılılar ve Amerikalılar’da onlarda sonra şehirlerini koruyan toplumlardan. Bu konuda biz yine en son sıralardayız.

Son olarak İstanbul’u ben çocukluktan beri dolaşırım. Adım, adım, sokak, sokak dolaşır, gördüğüm evlerden konaklardan anıtlardan insanlardan ufacık detaylardan envanter çıkarırım. Esas gezilerim 1960’larda başladı. Aşık olduğum İstanbul’u sokak sokak cadde cadde ev ev gezdim. Karaköy’den çıkar bir başıma eski İstanbul’a Suriçi’ne yürürdüm. Bir şehir ancak böyle gezilince ruhuna nufüz edileceğini düşünürüm. Bu anlattığım şekilde İstanbul’u gezmemin sayesinde bugün yitip gitmiş bir şehri öğrenmiş ve bu şehri kitaplarımda anlatmış oldum. İstanbul’u gezip görüp anladığım için Anadolu’da Roma mimarisinde Suriye’de Lübnan’da tüm Akdeniz havzasında gezerken daha bilgili ve bilinçli bir gözle gezdim. İlber Ortaylı

İlk kez 1948 de geldiğim İstanbul ile şimdiki arasında çok fark var. 1960’dan evvelki Suriçi İstanbul sadece mimari dokusuyla değil ahalisi, insanı ile de İstanbul’du. Sakinlerin kendine has bir dili nezaket ve zerafeti vardı. Konaklar, Ahşap evler, Dar sokaklar, Sofalı Cümle Kapılı Evler hepsi birer birer gitti. İstanbul’u yıkan göç ve çarpık kentleşme oldu. Maalesef yeni gelenler asıl olan İstanbul’luları da İstanbul’u da yok etti. Kaçırdı. Şimdi o yeni gelenler de kaçıyor oraya buraya.

Yine de insanı derinliğe, inceliğe ve ruha kavuşturan şehirler vardır diyor İlber Hoca. Bunlar İstanbul, Napoli, Venedik, Kahiredir. Bu şehirler bir yanda zenginlik, görkem, temizlik ve sadeliği yansıtırken diğer yandan fakirliği sefaleti, çöplüğü gösterir bizlere. Bir şehrin iyi olması için ev kiralarına, okullarına, suç oranlarına, spor yapma, yürüyüş yapma, bisiklete binme yeşil park alanları gibi yerlere bakılması lazım. Şimdi eskileri yerine yeni binalar yapılıyor ama hepsi tek tip aynı yapılar oluyor. Malesef Anadolu’da her yer aynı oluyor. Şehirler birbirinin aynısı oldu. Aynı dükkanlar aynı tabelalar aynı binalar ve apartmanlar.  Yenilenirken eski olan ne varsa gidiyor. Bu tip şehirler git gide tatsız bir hal alıyor. Birbirinin aynısı niteliksiz yerler.

Seyahat-Gezi Planımda nereler var?

İlk hedefim Anadolu ve İstanbul’u detaylı bir şekilde gezmek. Ardından rehberler ve turlar eşliğinde aile ile Orta Asya, Hicaz Bölgesi,  Orta Doğu, Balkan Ülkeleri, Yunanistan, İtalya ve İskandinav ülkelerini detaylı gezmek istiyorum. Son olarak ömrüm olursa yine ailecek uzun soluklu bir Uzak Doğu’ ve Yeni Zelanda turu ile seyyahlığı yapmak istiyorum.

Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?

Elbette çok okuyan daha çok bilir. Yoksa çok gezenler de gezerek bilim adamı, doktor, cerrah, mühendis olabilirdi. Ancak sadece okumak ufkunuzu bir yere kadar getirebilir. Çok okuyup öğrendiklerinizi ilham alıp yazıya dökebilmek için gezmekte önemli. Çok gezen gezginlerin çok okuyan okurların hikayelerini dinlemek keyifli. Her ikisini yapanlarla sohbet etmek eserlerini okumak eşsiz bir deneyim.

Gezerken sadece tarihi yerleri, müzeleri ya da plajları, denizleri turistik ve doğa güzelliklerini gezmeyin. Gezdiğiniz yerin arka sokaklarına, pazarına dalın. İnsanların arasına karışıp farklı şehirlerin, caddelerin sokakların ruhunu hissedin. Bu nedenle arabadan inin. Sokaklarda yürüyün. Toplu taşımaya binin semtin, evlerin arasında dolaşın. Ardından dinlenirken 1-2 saat kitap okuyun ve tüm gezi tecrübelerinizi gezi notlarına dökün. İmkanınız varsa gezi bloguna yazın. Böylece çok gezen mi bilir çok okuyan mı? sorusunun cevabını her ikisini yapan biri olarak verebilirsiniz. Sadece çok gezmek yetmez gezide çok okumakta lazım. Gezdiğiniz şehirle ilgili kitaplar, dergiler rehberler okumanız gerekir. Gezi sonrası not almayı unutmayın. Sonuçta insanız. Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür nihayetinde. Gezi notları tutarken pratik olmalısınız. Not tutarken başlangıçta hızlı pratik not kağıtlarına notlarınızı alabilir sonra bunları kalıcı olan ajandalarınıza geçirebilirsiniz. Nasıl gezilir ile ilgili fikirlerimizi burada paylaştık okuyabilirsiniz.

 

Yol ve Yolcu

Dur Yolcu Yol Nereyedir?

Dünya hânında hepimiz birer yolcuyuz. Ana rahminde başlayan yolculuğumuzun görünen fiziki tarafı kabirde nihayete eriyor. Orada bambaşka bir yolculuğa, ahiret yolculuğuna çıkıyoruz. Bu nedenle bu kadar güzelliği yaratıp insanoğluna sunan Allah’a şükredip yarattığı eşsiz güzellikleri gezip görmeli insan. Benim gezmekteki en önemli motivasyonum bu.

Güneşi bayrak göğü çadır eylediğimiz Orta Asya daki atalarımız gibi bende Fethiye’den Anadolu’ya kâdim toprakları gezip görmeye hikayelerini yazmaya çalışıyorum. Neden geziyorsunuz sorusunun bende kesin bir cevabı yok. Dünyada diğer Coğrafyalar’da sıradan insanların hayatı nasıl, şehirlerin arka sokaklarında neler oluyor, halkın gündelik yaşantıları, kültürleri nasıl, tarihi ve doğal güzelliklerinin geçmişi seyahat etmekteki en büyük ilham kaynaklarım.

Niçin Gezilir? Neden Seyahat Edilir?

Herkesin bildiği gezip gördüğü yerlerin dışında çok fazla bilinmeyen arka sokaklarında dolaşmayı, unutulan insanların, mekânların ve Coğrafyalar’ın hikayelerini dinlemeyi seviyorum. Varsa kıyıda köşede kalmış tarihi ve doğal güzelliklerini gezmekten keyif alıyorum. Şehrin tarihini dinlemek beni dinlendiriyor. Herkesin gezip gördüğü yerlerin eskiden nasıl olduğu ve hikayelerini araştırmak hoşuma gidiyor. Beni gezmeye teşvik eden en önemli motivasyonlarım bunlar.

Niçin seyahat etmeliyizle ilgili Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nin mukaddimesini okumak ilham veriyor insana. Tıpkı nasıl gezilir? sorusu gibi bu sorununda kesin bir yanıtı yok. Kişiye göre değişiyor. Ben net cevaplayamasam da neden gezdiğimden bahsettim. Modern seyyahlar neden geziyor? onların ve tarihteki en büyük gezginlerin neden-niçin gezdiğine bakarsanız bu soruya belki yanıt bulabilirsiniz.

 

More off this less hello salamander lied porpoise much over tightly circa horse taped so innocuously outside crud mightily rigorous negative one inside gorilla and drew humbly shot tortoise inside opaquely. Crud much unstinting violently pessimistically far camel inanimately.

Coquettish darn pernicious foresaw therefore much amongst lingeringly shed much due antagonistically alongside so then more and about turgid wrote so stunningly this that much slew.

More off this less hello salamander lied porpoise much over tightly circa horse taped so innocuously outside crud mightily rigorous negative one inside gorilla and drew humbly shot tortoise inside opaquely. Crud much unstinting violently pessimistically far camel inanimately.

Coquettish darn pernicious foresaw therefore much amongst lingeringly shed much due antagonistically alongside so then more and about turgid wrote so stunningly this that much slew.

More off this less hello salamander lied porpoise much over tightly circa horse taped so innocuously outside crud mightily rigorous negative one inside gorilla and drew humbly shot tortoise inside opaquely. Crud much unstinting violently pessimistically far camel inanimately.

Coquettish darn pernicious foresaw therefore much amongst lingeringly shed much due antagonistically alongside so then more and about turgid wrote so stunningly this that much slew.

More off this less hello salamander lied porpoise much over tightly circa horse taped so innocuously outside crud mightily rigorous negative one inside gorilla and drew humbly shot tortoise inside opaquely. Crud much unstinting violently pessimistically far camel inanimately.

Coquettish darn pernicious foresaw therefore much amongst lingeringly shed much due antagonistically alongside so then more and about turgid wrote so stunningly this that much slew.

More off this less hello salamander lied porpoise much over tightly circa horse taped so innocuously outside crud mightily rigorous negative one inside gorilla and drew humbly shot tortoise inside opaquely. Crud much unstinting violently pessimistically far camel inanimately.

Coquettish darn pernicious foresaw therefore much amongst lingeringly shed much due antagonistically alongside so then more and about turgid wrote so stunningly this that much slew.