Hükümdarlık ve Genel Yönetim Felsefesi

0 90

Hükümdarlık ve Genel Yönetim Felsefesi

Mutluluk Nedir?

Bu makalemizde hükümdarlık ve genel yönetim felsefesi konularını işleyeceğiz. İnsan doğasında mutluluğa erişme isteği vardır. İnsanların olaylara karşı gösterdiği tepkiler davranışlarını şekillendirir.Yani insanın mutluluğa erişme isteği davranışlarını şekillendirir.Bu mutluluk kavramı anlık ve mutlak mutluluktan ileri gelmektedir.Anlık mutluluk dünya aleminden elde edilebilecek geçici, ahlaki ya da ahlak dışı yollarla hissedilecek hazdır.Mutlak mutluluk ise ancak ve ancak ahiret inancı ile var olabilen,geçici olmayan ,ahlaki yollarla elde edinilebilen sonsuz yüksek hazdır.İnsanların bu yapısal özelliğini anlaşılırlığı artırmak için felsefi bir kalıba indirgemek istersek insanın (yüksek doğruluk payı olmadan) baskın olarak hazcı ve faydacı bir yapıya sahiptir.Bu yapıyı biyolojik olarak (bilim gözlem yaparak olayların sebeplerini maddi olarak açıklar. Mutlulukla ilimlerin ilişkisine daha önceki makalemizde değinmiştik.

Bilimsel olarak mutluluk nasıl gerçekleşir

Bu olayların gerçek sebebini göstermez.

Bir A olayı gerçekleşiyor.Bilim bize bu A olayının B olayı gerçekleştiği için olduğunu söyler.Halbuki gerçek sebep C olayının gerçekleşmesi olup gözlemlenemediği için bilim C’yi göremez.C olayı ise mutlak yasalar doğrultusunda anlaşılabilir olup insanın maddi sınırı aşmasıyla görülebilir.(Bu seviye peygamber ve veli seviyesidir.)

Bu duruma genler sebep olmaktadır. Genler maddi olup maddi alemin eğilimlerine kendine has özellikleri dışında sahiptir. Yani bir canlı genleri komutuyla,canlının genleri de genel evren eğilimleri doğrultusunda hareket eder.Tahayyül ettirecek olursak canlının temel amacı yaşamak ve üremek olup ısıldevinimin(termodinamiğin) 2. yasası yani entropinin kuralları doğrultusundadır.Çünkü yaşamak ve üremek doğadaki düzensizliği oluşturan etmenlerdendir.Aynı zamanda insanların birbirine olan bağımlılığı sebebiyle kendi içindeki düzeni artıran bir etmendir.Bu durum ise düzensizliğe giderken düzenliliği artırma eğilimdir.Yani düzensizliği en aza indirmek.(Bir canlılık faaliyeti varsa faaliyetin bulunduğu ortam kapalı sistem kabul edilmesi gerekir.

Bilim insanlığa hizmet için olmalı

Bu bilgi evrim karşıtları evrimin canlıyı ortamsal üstünlüğe çekme özelliğini düzenliliği artırması sebebiyle entropiyle çeliştiğini ileri sürerek oluşturdukları tartışma ortamını dağıtacaktır.) İnsanları yıllarca bulundukları durumları,alışkanlık haline getirdikleri durumları koruma isteği maddenin etkiden önceki durumunu koruma isteği olan eylemsizliğin eğilimidir. Isıldevinimin 1.yasası olan enerjinin yokken var, varken yok edilemeyeceğini söyler. Veya kimyada gaz halindeki arı maddeden elektron koparmak için enerji verilmesi insanların ancak çalışmasının karşılığın alacağı biçiminde yorumlanabilir.Lakin bu örnekler olan durumları desteklemek veya anlaşılırlığın artırmak için kullanılmalıdır.Aksi takdirde doğruluğundan ciddi şüphe edilir.Örnek olaylar verecek olursak Hristiyanların teslis inançlarını Bohr’un Tamamlayıcılık İlkesini kullanarak güçlendirmeye çalışmaları ya da Ratzel, Darwin’in evrim teorisini kullanarak oluşturduğu Yaşam Sahası tezinde belirttiği şekliyle devletlerin sürekliliğini sağlaması için sömürge yapmasının bir gereklilik olup doğal karşılanması gerektiği örnek verilebilir.

Devlet ve İnsan arasındaki düzen ilişkisi

Bu anlattıklarımız doğrultusunda insanın ortak eğilimlerini evreni inceleyerek de bulabiliriz.Yani somut yapılar soyut yapılar hakkında bilgi verebilir.Tüm bu anlattıklarımız insanı anlatmakla birlikte insanın oluşturduğu ya da birimi olduğu yapılar hakkında da bilgiler verir.Devlet yapısı insan biriminden oluşur ve insan yönelimlerinden devlet yönelimleri hakkında fikir sahibi olabiliriz.Atom yapılarından maddenin kısmi bilgisini çıkarmak bu duruma benzetilebilir.Devlet kavramı insanların birbirlerine olan bağımlılığını kullanarak düzeni sağlayan,bu düzeni ise insanları , insanın genel eğilimi olan mutluluğa ulaştırarak ya da ulaşması için uygun koşulları oluşturarak sağlayan üst yönetim kavramı olup İmam Gazali’nin Kimyay-ı Saadet eserinde belirttiği gibi insanın temel ihtiyaçları olan yiyecek ,barınak ve giyeceklerin üretilmeye başlandığında düzeni sağlamak amacıyla oluşmuştur.Yani devlet insanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştur.İhtiyaçların karşılanması insanlar için mutluluğa erişmede önemli bir etkisi bulunur.Çünkü insan temel ihtiyaçları karşılanmadığında yaşaması söz konusu değildir.Sonuçta Farabi’nin Mutluluğun Kazanılması eserinde belirttiği gibi devletlerin amacı insanları mutluluğa ulaştırmak olmalıdır.Bu devlet ve hükümetlerin düzgüsel(normatif) kuralıdır.Aksi durumda devletin birimi olan insandaki düzensizlik devlete yansır ve entropiye yenik düşülüp düzen sağlanamaz.Doğal olarak hükümdarın amacı ve yükümlülüğü devletle aynı olmaktadır.

Hükümdar ve toplum

Hükümdar insan topluluğundaki düzeni sağlamaya çalışan yönetici akıldır.Belirli bir insan topluluğu mutluluğa ulaşmak maksadıyla hükümdarın yöneticilik ilkesini de gerçekleştirerek hükümdarın genel yönlendirmelerine uyarlar.Uymamaları halinde hükümdarın yöneticiliğini uygun olarak sayarsak düzen bozulur ve mutluluğa ulaşamazlar.Hükümdar insanları uygun yönetmezse hükümdarın insan olması sebebiyle düzenin bozulması hükümdarı da etkileyip mutluluğa erişemeyecektir.Yani toplumun her kesiminden birimi düzeni korumaya yönelik üstüne düşen görevleri yerine kendi bağımlılığından dolayı getirmek durumundadır.Bu düzeni sağlamada ise hükümdarın işleyişinin genel uygulanabilir felsefesinin doğru olması çok önemlidir.Hükümdar genel felsefesini oluştururken mutlak doğruya ulaşmaya çalışmalıdır.Mutlak doğru sonsuz bilgiyi kullanarak sonsuz felsefe ile elde edinilecek sonuçlardır.Bu durum bir insan için mümkün değildir çünkü sonsuz bilgi inançla birlikte kişinin kendisini anlamlandırdığı bilgisinde var olabilen, sebep-sonuç paradoksunun oluşmasını önleyen,her şeyin sebebi olup hiçbir şeyin sonucu olmayan zorunlu varlık ALLAH’a aittir.

Sonsuz bilgini yegane sahibi Hz. Allah’tır

Bir insan bu sebeple sonsuz bilgiye ulaşamaz.Bu durumu bilimsel olarak Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi (elektronun konumu ve momentumuna eş zamanda %100 kesinlikte ulaşılamaz. dP . dX. >_hbar/2) doğrultusunda başlangıç bilgisine ulaşılabilirlikteki sınırlılık bize %100 doğrulukta bir tahmin yapmamızı engeller. Ancak sonsuz bilgiye sahip olan bir varlık(zaten bilmesi ihmalinde) hedeflenen bilgiye ulaşabilir.Bu varlık şüphesiz ALLAH olup Kuran vesilesiyle bizlere anlattıkları sonsuz bilginin ürünleri olmaktadır. Yani Kuran ile hiçbir mutlak doğruluk çelişemez. Bu sebeple hükümdar uygun yönetim biçimini oluştururken Kuran hükümlerini yani kesin doğruları kullanarak felsefesini oluşturmalıdır. Bu felsefeyi oluşturma sebebi insanları Kuran’ın da amacı olan mutluluğa ulaştırmak olmalıdır. Bu durumda mutluluk yolunu bulmuş bir kişinin kendisinin de mutlu olması gerekmektedir.Yani mutlu olmayan bir hükümdar var olamaz.

İnsan ve mutluluk arasındaki ilişki

Hükümdar mutlu olmak zorundadır ve ancak bu şekilde diğer insanların mutlu olmasını sağlayabilir ve tamamen amaçlayabilir.Mutluluğu daimi olarak sağlayamayan bir kişi mutluluğun kimyasını kavrayamaması sebebiyle mutluluğu yani diğer insanlar için istemesi gereken şeyi bile bilemeyecektir.Bu durum duygusu olmayan birine sevginin güzelliğini anlatmaya benzer.Ne kadar anlatırsanız anlatın sadece teorik bilgiye sahip olacaktır.Hükümdarlar tüm bu anlatılan vasıflar dışında işlevsel alan veya alanlarda güç sahibi olmak zorundadır.Yani temsil ettiği toplulukta mükemmel insan kavramına yakınsak bir uğraşı içinde olmalıdır.Mükemmel insan güç kavramıyla ölçülür.Güç bedensel,zihinsel ve ruhsal kuvvetten oluşur. Ruhsal kuvvet bu kuvvetler arasındaki en değerli kuvvettir.Mutlak doğruya ulaşmakta bu kuvvetle pozitif bağlılaşım (korelasyon) içinde olan ilim kullanılır.Zihinsel kuvvet daha özel çapta yeterlilik sunar.Olayları tahlil etmede kullanılır.Bedensel kuvvet kuvvetler arasındaki en aşağı kuvvet olup genelde küçük çapta koruyuculuk sağlar.Ruhsal kuvvet en kapsayıcı kuvvettir.Diğer iki kuvveti içinde barındırır.Zihinsel kuvvet de bedensel kuvveti içinde barındırır.Ruhsal kuvvetin artmasıyla diğerler kuvvetler de gelişir.Ruhsal kuvvet ilim öğrenerek elde edilir.İlim düşünerek elde edinilebilen ,bilimle de desteklenebilen,maneviyat temeli olan ,ancak ve ancak KURAN doğrultusunda elde edinilen ,mutluluğa ulaşmada kullanılan her şeyin özüdür.

Bilimde akıl, kalp ve ruh bütünlüğünün önemi

İmam Gazali’nin ortaya koymuş olduğu “KALP GÖZÜ” kavramının temelini ilim oluşturur. İmam Gazali Kalp Gözü’nü zihnin algılayamadığı bilgileri Allah’ın kalbe göndermiş olduğu nur ile görülebileceği şeklinde tanımlamıştır.Zihinsel kuvvet bilimle elde edilir.Bilim, insanın dünyayı gözlemlenecek seviyedeki maddi olayları daha iyi kavramasını sağlayacaktır.Bu sayede maddi olaylar daha iyi tahlil edilebilir.Birçok bakış açısı elde edinilir.Ayrıca Allah geleceği öngörme konusunda bilimi kullanılabilir kılmıştır.Maddi alemde gerçekleşen olayların gerçek sebepleri olmasa da gerçek sebeplerin bir yansıması bilimi oluşturur.Geleceği öngörme başlangıç bilgisine bağlı tahmin edilebilir.Mesela bir topu fırlattığımızda nereye düşeceği bilgisi fizik sayesinde bulunabilir. Ya da bir toplumu yüksek baskı altında tuttuğunuzda (fakirleştirdiğinizde,soykırım yaptığınızda…) insanların saldırganlaşma eğiliminin artacağını önceden tahmin edebilirsiniz veya kapitalizmi benimsediğinde bölgesel para yığılımları olacağını anlayabilirsiniz. Bedensel kuvvet ise bedenini zorlayacak ve teknik sağlayacak eğitimler vesilesiyle gelişir.

Ancak şu unutulmamalıdır ki ruhsal kuvvet tüm kuvvetlerin temelidir.Ruhsal kuvvetin gelişimesiyle diğer kuvvetler de gelişir.Tarihten bu durumlara Seyyid Onbaşı’nın 250 kg’lık topu bedensel şartları elvermez gibi göründüğü halde kaldırabilmesi , (rivayet) Hz.Ali’nin 100 kg’lık 3 metrelik kılıcı kullanması,(rivayet) bazı velilerin 40 oruç tutması örnek olarak verilebilir.(Bu saydıklarımız rivayet olup bilimsel olarak mümkünatı olan olaylardır.Felsefedeki mucize sorunun temelini olan olayların bilime dayandırılmaması oluşturmaktadır.Ancak mucizeler bilimsel olarak mümkün olup çok küçük ihtimallerde gerçekleşirler.Bu ihtimaller insanlar tarafından görülmediği için bizler olmuş ve gözlemlenmiş olayların mutlak olacağı yanılgısına düşeriz.

Bedensel ve Zihinsel Güç bir devlette olursa

Orta Çağ İslam aleminin ilimsel temelle yaptıkları bilimsel çalışmalarla günümüzdeki birçok bilim dalının kurulması zihinsel kuvvet gelişimine örnek gösterilebilir. Zihinsel kuvvetin beden üzerindeki etkisi ise üretilen bedensel kuvvetten daha yüksek verim alınması sağlanır.Örnek olarak yumruk atma işleminde kolun kütlesi ve hızından kaynaklı momentum farkı sebebiyle oluşacak kuvvetin hedef bölgeye ne kadar kısa süre temas edeceği ile orantılı artacağı bilgisi ya da taşınacak ağırlığın ağırlık merkezi doğrultusunda temas edilerek taşınması ile ağırlığın daha kolay taşınması örnek verilebilir.Bu saydığımız amaçlara ve kuvvetlere ulaşamayan hükümdar olamaz.Bu vasıflara yeterince sahip olmayıp yönetme işlemini gerçekleştirmeye çalışan kişiler yönetimde ciddi hatalar yaparlar. Bu sebeple kararların doğruluğu için tüm yükü hükümdarlık vasfına sahip olmayan kişilere yüklemek yanlıştır. Buradan da demokrasi kavramı ortaya çıkmıştır. Birçok kişinin bilgisiyle verilen kararlar bu durumda daha doğru olmaktadır.Saydığımız kuvvetleri devlete uyarlarsak devlet bu kuvvetlere hangi ölçüde sahipse o kadar güçlüdür. (ABD zihinsel ve bedensel kuvvete sahip olup süper güç sayılmaktadır. Demek ki dünyada ciddi bir düşüş var.)

Değerlendirme ve sonuç

Tarihimize baktığımızda gerçek gücün ne olduğunu daha rahat anlayabiliriz. Devlet yapısını oluşturan birim olan insanlardan oluşur. Bu bağlamda insanların bu kuvvetlere sahip olması o devleti o kadar güçlü kılacaktır. Bu kuvvetler bireylerde eğitim ve öğretim ile hasıl kılınabilir.(İnsanlar baskı altında tüm kuvvetlerini açığa çıkarabilirler.Bu açığa çıkan kuvvetin sebebi eğitim ve öğretim olmayıp kültürel sebeplerdir.Tüm halkın bir amaç edinmesinin en etkili yolu budur. Kültür etkisi ve bağımsızlığa verilen önem bize kültürümüzü oluşturan atalarımızdan kalmıştır. Bu sebeple Türk milleti çok yüksek bir güç potansiyeline sahiptir.) Yani bir devlet kuvvet bulmak istiyorsa insanlarını uygun eğitim öğretim biçimiyle şekillendirmelidir.Tarihte Türk milletinin kuvvetini ya da Orta Çağ İslam aleminin kuvvetini bu sebeplere bağlarız.

Yorum Yap!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.